Hava durumu güncelleniyor...Hava durumu güncelleniyor...Hava durumu güncelleniyor...
HESABIM
Üye Ol

ISLAK GRİ

Sonay CAN   Bir süredir puslu gri ve sabahlara uyanıyoruz. Sarı sonbahar kendini ıslak gri tonlardaki delinmiş gökyüzünde gösteriyor. Aslında böyle havaları severim bilir misiniz ? Hatta yemyeşil baharlardan, sımsıcak yazlardan çok severim. İnsan sıkı olur böyle havalarda. Buğulu camlar, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, insanın içini ürperten, kızların eteklerini kaldıran lodoslar, çakan şimşekler, ayaz kesen...

Yazar: Sonay CAN - Yazının Tarihi: 15 Kasım 2014 - Okunma Sayısı:2508 defa okundu.

sonay can

Sonay CAN

 

Bir süredir puslu gri ve sabahlara uyanıyoruz. Sarı sonbahar kendini ıslak gri tonlardaki delinmiş gökyüzünde gösteriyor. Aslında böyle havaları severim bilir misiniz ? Hatta yemyeşil baharlardan, sımsıcak yazlardan çok severim. İnsan sıkı olur böyle havalarda. Buğulu camlar, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar, insanın içini ürperten, kızların eteklerini kaldıran lodoslar, çakan şimşekler, ayaz kesen bir soğuk. Özelde Klasik bir Trakya ayazı… İnsan kendini daha  bir bırakmaz.  Çünkü hayatın siyah – beyaz tonları arasında geziniyorsanız griye mutlaka rastlarsınız. Böyle havalarda bazılarının hayat daha bir sıkı büker belini…  Odun – kömür bulunacak,  tencere kaynayacak… Bazıları için ise yeni gezi  fırsat kaçamaklarıdır bu aylar.  İnsan kendini doğaya daha bir başka bırakabilir.  Sarıdan turuncuya oradan da kızıla çalan ağaçların dökülen yaprakları aynı fonu toprağa da serer hatta üzerine çiğ damlacıklarını da oturtarak… Islak bir orman sabahında, tek kişilik çadırlara sığdırılan koskoca bir dünya… Gözlerini açtığında, yüzünde dolaşan sert soğuk rüzgar okşamaları… Yüzünü gerçek bir pınarın suyuyla yıkadığında içine dolan sevinç. Çamurlu ayakkabılarının ağırlaştırdığı bacaklarının altında ezilen, fakat yağmurdan şiştiği için ses çıkaramayan çalı-çırpının kaygan seslerini de içinde hissederek yürürken, rüzgarın her yönde ve çeşitli tonlardaki savrulan uğultularının habercisi olan fakat asla dağılmayan kara bulutlar, puslu dağlar-tepeleri aşmak… Nehirleri, ovaları geçmek.

Yağmurda doğa gri gökyüzünün aksine daha bir renkli gelir bana … Üstündeki tozları rüzgarlarla silkelenmiş,yağmurlarla yıkanmış, çakan şimşeklerle adeta bütün siniri ve kızgınlığı da geçmiştir. Belki bu yüzden gerçek renkleri ortaya çıkar doğanın bir bir… Renk renk…

İşte böyle havalarda nerede olmak isterdim bilir misiniz ? Nerelerin hayalini kurarım ?…

Yol filmlerini de belki bu yüzden çok severim. Ali McGraw ile Kris Kristoferson’un yıllar önce oynadığı Konvoy adlı filmi izlediniz mi bilmem ama belki de asla ve hiçbir zaman çıkılamayacak yolculukların hayalini bile olsa  beyaz perdeye kondurdukları için yol filmleri zamanla bir tutkuya dönüştü bende. Çocukken kaşiflerin hayat öyküleri de ilgimi çekmişti. Ya onların hayalleriyle uykuya dalınan uzun kış geceleri… Ancak daha sonraları, bir insanın kendinden önce başka insanlar tarafından defalarca gidilmiş olan yerlere gitmesini, aşılmış nehirlerden engin denizlere, tepelerden yüce dağlara kadar kendi gözleriyle gördüklerine başka gözlerle bakmanın ancak ve ancak bir farklılık yaratacağını öğrendim.

Böyle puslu gri havalarda Latin Amerika’da olmak ve Latin Amerika’nın çıplak gerçekleriyle tanışmayı hayal ederim. And Dağları arasına sıkışmış göller… Valparaisso, Pucalpa ve Macchu Pichu gibi  belki adını bile hiç duymadığınız, büyülü güzelliklerinden habersiz yaşadığımız diyarlar… Puslu Amazon sabahları… Bu toprakların her köşesine yayılmış ve insanın içini ezen  koyu bir yoksulluk.  Tıpkı Anadolu köylüsü gibi tanrı misafirine kapısı her zaman açık, elindekini paylaşmaya hazır Şilili balıkçılar, Perulu çobanlar… Buenos Aires’ten motosikletle 7 ayda 10 bin km yol katedip Caracas’a ulaşan, Che’nin, Motosiklet Günlüğü adlı filminde olduğu gibi… Filmdeki iki delikanlının yolculuğunda dostluk, sevgi, parasızlık ve yokluk var ama onların dayattığı yaratıcılık ve dayanışma hep baş rolde. Sadece Maya ve İnka Kültürüyle yetinmeyen bu Amazon insanları beni hep büyülemiştir. Kafalarında adeta simgeleri olmuş Horoz Corc şapkalarıyla yaşlı, çirkin Perulular… Uzaylılar da buralara böyle sisli puslu ıslak gri bir havada mı geldiler acaba? Yine acaba filmlerdeki Amazon kadınları gerçekten var mıydı? Sadece Perulular değil, Kübadan Bolivya’ya Brezilya’dan Arjantin’e kadar tüm Latin Amerika beni çoook etkilemiştir. Rio de Jenerio  görmek istediğim şehirler arasında bu kategoride en başta gelir. Arjantin’in hala Türker’e vize uygulamayan sayılı birkaç ülke arasında olması nedeniyle kuzeyinden en güneyindeki kutba kadar sanki yıllardır beni çağırır… Hele Jamaika.. ??? Gerçi orada ne pus vardır ne de gri ama bu havadan çok Latin Amerikan renkliliğindendir !

Belki bu yüzden, gazeteci yeleğim, Colins keten pantolonum, Benetton tişörtüm hep gridir. Onları tamamlayan Puma’nın Roma serisi İtalyan deri ayakkabılarım hep gri. Gri bir tutkudur bende. Otomobilim metalik gri, uzaklara gidilen asfaltlar gri… Ben sonbaharı, gri yaşarım hem de Islak Gri…

 

Bir Yorum Yazın

*

Arşiv

Reklam Alanı