Hava durumu güncelleniyor...Hava durumu güncelleniyor...Hava durumu güncelleniyor...
HESABIM
Üye Ol

SEVMEK YETMEZ ANLAMAK LAZIM…

Prof. Dr. Levent SEÇER lsecer@kesanpostasi.com     Dünyanın hiç bir ülkesinde kendi ülkesinin tarihini yazan, ve o tarihin adına kurtuluş adını veren bir lidere, benim ülkemde Atatürk’e yapılanların  aynısının yapıldığını görmek mümkün değil. Atatürk Bilim ve Aklı miras olarak bırakmış bize, ama biz en başında onun bu değerlerini yok  ettik tükettik. Onun çağdaş  değerlere gösterdiği...

Yazar: Levent SEÇER - Yazının Tarihi: 19 Ağustos 2017 - Okunma Sayısı:155 defa okundu.

unnamed

Prof. Dr. Levent SEÇER

lsecer@kesanpostasi.com

 

 

Dünyanın hiç bir ülkesinde kendi ülkesinin tarihini yazan, ve o tarihin adına kurtuluş adını veren bir lidere, benim ülkemde Atatürk’e yapılanların  aynısının yapıldığını görmek mümkün değil. Atatürk Bilim ve Aklı miras olarak bırakmış bize, ama biz en başında onun bu değerlerini yok  ettik tükettik. Onun çağdaş  değerlere gösterdiği önemi şimdi biz yok sayarak topluma yansıtmaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti adının onun gösterdiği mücadelenin bir eseri olduğunu toplum neredeyse unutmaya başladı, zaten bunun anlamını bilmiyor bundan sonra öğrenebilecek mi acaba? Kendini yönetenleri bile sorgulama cesareti olmayan bir toplum, bunu şimdi nasıl ve kime soracak belli değil. Toplumun milli değerlerden aydınlık ve çağdaş değişim anlayışından uzakta bırakılmasının sıkıntılarının yaşanır hale gelmesi korkutuyor beni. Aydın ve çağdaş bir toplum olmak, özgür yaşamın dolaysız özde bir demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin  kalıcı olması  Atatürk’ün de istediği buydu. Ama biz onu anlamak yerine resimlerinden, heykellerinden, bıraktığı düşüncelerinden rahatsızlık duyuyoruz.

Dünyanın bir çok yerinde okullarda onun yaptıkları hayatı düşünceleri ders olarak anlatılıyor, ama benim ülkemde ders kitaplarından çıkarılıyor, bugün müfredatta Atatürk neredeyse unutulmuş adeta. ”  Andrew Duff, Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu’nun İngiliz üyesiydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır. Hedefinde her zaman Atatürk olmuştur. Çünkü Atatürk’ün İngilizleri mağlup ettiği, yok edilmek üzere olan Türkleri yeniden ayağa kaldırdığını iyi bilmektedir. İşte bu İngiliz, Türkiye’nin AB’ye alınması için öncelikle Atatürk ile hesaplaşılmasını, tüm resmi dairelerden onun resimlerinin indirilmesini istemişti.” Onun bu sözleri birilerini  memnun etmiş olmalı ki, her odada Atatürk resimleri olması gerekmiyor diye yankı bulmuştu. O yıllarda Atatürk yalnızlığa terk edilmişti aslında, ama şimdi de bunun yansımalarını görmek mümkün. 19 .Aralık .1992 tarihinde Abdullah Gül ün. Atatürk’ün tarihe altın harflerle yazılmış sözlerini yok sayarak bunun ilkellik olarak yansıdığını söylemesi bir talihsizlik değil mi? ” Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini Abdullah Gül ilkellik olarak kürsüden haykırıyordu. aynı Gül 8. Haziran .1995 tarihinde Meclis kürsüsünde bu sözlerinin arkasında olduğunu söylemişti.

İşte Atatürk ve onun laik çağdaş değişim anlayışının birilerinin iki dudağının arasında ne kadar anlamsızlaştırıldığının kanıtıdır bu.  Milleti yönetenlerin Atatürk’ün hizmetlerini anlamını değerlerini fikirlerini yok saymaları başladığı anda, birileri çıkıp eline baltayı alıp heykellerine saldırır, resimlerini alır tozlu mahsenlere atar, alanlardan kaldırıp bir kenara karanlık bir yere koyar, tören alanlarındaki büstleri kırılır kara boyayla kapatılır, bir deli çıkar bir çok deli onu takip eder, bana vahi geldi bende öyle yaptım diyereke kendini gerçekten delirmiş olarak göstermeye çalışır. Onu sevemeyenlerin ona tahammül gösteremeyenlerin yaptıkları budur, onu anlayamayanların yaptıkları budur.

Atatürk tüm dünyanın taktirini kazanmış bir devlet adamı bir askerdi, yazılı tarihin yapraklarını açtığımızda, onun ve silah arkadaşlarının yoktan yarattıkları bir ulus için gösterdiklerini yaptıklarını düşündükçe, hala onu tartışıyor olmanın ona ve tarihe bir saygısızlık olduğunu yazmak isterim. Bugün hala tartıştığımız ilkeleri ve yaptıkları ve özel hayatında ki gizemle karşımızda her zaman kendini yenileyen ve gücünü bize gösteren ama bu değerleri ondan başka hiç kimsenin yansıtamadığı bir deha’dır. Onun yaptıklarını ve miras olarak bıraktığı akıl ve bilimsel değerleri çok iyi görmemiz gerekmektedir. Ama ne yazık ki bugün bu çağdaş değerlerin yansımalarını görmek mümkün değil. Bugün özellikle sosyal medya da türeyen şarlatanların acımasızca onun değerlerine tarihe saldırmalarına anlam veremiyorum, Atatürk olmasaydı belki de bugün adından bile rahatsızlık duyanların CUMHURİYET yazılamayacak kurulamayacaktı.

Bu toplumda aşiret, kavim, ırk, özellikle ümmet kavramlarına değil asıl görülmesi gereken Yüce Tür Milleti değerlerine özen göstermeliyiz. Karl Marx ” Din afyondur” der, bugün inanç saygınlığının bile siyasete alet edildiğini gördüğümde, Atatürk’ü bile dine ihanet eden saygı göstermeyen biri olarak yansıtmaktan çekinmeyen din tacirleri, onun inanaçlara karşı ne kadar duyarlı davrandığını nedense unutuyorlar unutmak istiyorlar, zira onu başka şeylerle değil en basit noktada din düşmanı olarak göstermek işlerine geliyor Türk halkına .  Oysa Atatürk Türkçe Ezan, Türkçe Kuran, Türkçe Hutbe, ve Türkçe Tekbirle mihrabı, cehlin elinden alıp ehline vermek için çok mücadele etti.  Kimsenin inançlarına karışmaz, gerçekten dindar insanlara saygı gösterir, yobazlara, softalara, çok kızar, din kavramının sömürülmesine izin vermezdi. Allah ve peygamber konuları onun önünde tartışma konusu yapılamazdı. Dine inanırdı ve yalnız kaldığında gök yüzüne bakar ve kendi kendine Allah derdi, Şimdi hala onu din düşmanı olarak göstermeye çalışan şarlatanlar tarihe baktıklarında bunları gördükleri halde kararmış ruhlarının aydınlanmaycağını bildikleri için kendi dünyalarından bir türlü çıkamıyıorlar. Çıksalar bunu nasıl anlatacaklar sakladıkları gerçekleri nasıl söyleyecekler.” ölümden korkmak ahmakların işidir” diye askeriyle aynı saflarda savaşması, onları yüreklendirip cesaretlendirip bir tarih yazması nasıl unutulur aklım almıyor.

İşte Çanakkale savaşları hala sıcaklığını dün gibi korumuyor mu? Daima ileriyi gören bir liderdi. Ama biz bu dahiyi her gün daha da öldürmeye yok etmeye çalışıyoruz, elbette o da eleştirilecektir konuşulacaktır, ama bunu yaparken yaptıklarını yoktan bir milletin ölmek yok olmak üzere iken nasıl var olduğunu unutmadan yapmalıyız. Üstad  Necip Fazıl Kısakürek Atatürk’ün vefatından sonra, 16 Kasım 1938 tarihinde Cumhuriyet gazetesi’nde onun ölümünden sonra yazdığı yazıda. Atatürk’ü daha çok bilinmeyen yönleriyle kaleme almıştı. Üstad ona samimi duygular besleyen bir yazardı, işte onun kaleminden Atatürk ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Onu sevmek kadar anlayabilmekte önemliydi. Ama ne yazık ki biz onu ne sevmeyi ne de anlayabilmeyi becerebildik. Ama inandığım tek bir gerçek var,  Bir daha onun gibisi asla gelmeyecek, Türk milleti onu tüm değerleriyle, fikirleriyle, yaptıklarıyla, asla ve asla unutmayacak her geçen gün daha da çok sevecek ANLAYACAK.

Bir Yorum Yazın

*

Arşiv

Reklam Alanı