HESABIM
Üye Ol

AKIL OYUNLARI VE KİRLENMİŞ SİYASET…

Prof. Dr. Levent SEÇER lsecer@kesanpostasi.com Dahi seviyesindeki unutulmaz matematik profesörü  John Nash,  bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Hava limanından evine girmek için bindiği taksi, hatalı sollama yapınca, bariyerlere çarptı. Profesör John Nash, tarihinde 72 adet Nobel ödülü bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalışmıştı. 35 adet Nobel ödülü bulunan ve Einstein’ın da ölene kadar çalıştığı Princeton Üniversitesi’ne...

Yazar: Levent SEÇER - Yazının Tarihi: 4 Haziran 2019 - Okunma Sayısı:1221 defa okundu.

Prof. Dr. Levent SEÇER

lsecer@kesanpostasi.com

Dahi seviyesindeki unutulmaz matematik profesörü  John Nash,  bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Hava limanından evine girmek için bindiği taksi, hatalı sollama yapınca, bariyerlere çarptı. Profesör John Nash, tarihinde 72 adet Nobel ödülü bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalışmıştı. 35 adet Nobel ödülü bulunan ve Einstein’ın da ölene kadar çalıştığı Princeton Üniversitesi’ne geçmişti.  Oyun Teorisi’ne yaptığı katkıyla, 1994 yılında Nobel ödülü kazanmıştı. John Nash İstatistikten felsefeye, biyolojiden yapay zakaya kadar, neredeyse tüm bilim dallarında çığır açmıştı. Matematiğin Nobeli kabul edilen Abel Ödülü’nün de sahibiydi.
Taksiye biniyordu! Bütçesi 20 milyar dolar olan Princeton Üniversitesi’nin Ekonomi Nobelli  profesörü, gayet mütevazi şekilde taksiye binerken. Türkiye’de imam 4 milyon  liralık  zırhlı mercedese biniyor. Bunu sağlayanlar ne diyor ? ” Ne hikmetse matematik, fizik, kimya, dersleri tartışılmıyor da, zorunlu din dersi tartışılıyor” diyor.  Peki dünyanın hangi ülkesinde bilim tartışıldı bu güne kadar? İnançlara olan saygınlık, toplumsal duyarlılığını kaybetti, biz hala kendi toplumumuzu ötekileştirmeye çalışıyoruz. Dünyanın  önemle sarıldığı bu değerlerin ve yaratıcılarının adına olan saygınlık artarak devam ediyor. Ama benim ülkemde sanat ve bilime yön verenlerin hiç değeri yok, aslında aklın yok edildiği bir ülke desek daha doğru olacak. Şimdi uğraştığımız tek şey, kirlenmiş siyasetin adı, işte tek bildiğimiz budur, siyasetin aklın ve bilimin önünde durmasını sağlamak. Prof Nash gibi kendi değerlerimizi biz yok sayıyoruz, Prof Nash aklın ve bilimsel değerlerin toplumsal kalkınma da ne kadar önemli olduğunu yazmış. Ama biz akıl ve bilimi değil dini neden tartışıyoruz diye birilerinin öfkesine maruz kalıyoruz neden?   John Nash, 2012 senesinde İstanbul’a gelmişti. Oyun teorisi Dünya Kongresi’ne katılmıştı. 44 ülkeden 800 seçkin bilim adamının  katıldığı ” akıl oyunları ” nın açılış konuşmasını Türkiye Cumhuriyeti adına kim yapmıştı biliyor musunuz ? Egemen Bağış! Prof Nash ”din ve siyaset anlayışının, akıl ve bilim değerlerinin önünde durduğu zaman, laik, çağdaş,  dünya düzeninin, özgür  demokrasinin tüketildiğini görmek kaçınılmaz olur” demişti. Biz şimdi akıl oyunlarının bilimsel anlamda değerlerini görmemiz yerine, bunun siyasete ayarlanmış kurnazlığını kirliliğini yaşıyoruz. Aydınlığın, sevginin, cumhuriyetin, akıl ve bilim değerlerinin, özgür olmanın, demokrasinin çizilmiş resminin üzerine siyasetin kirini çizmek istiyoruz. Özgür yaşamak ve insan hakları yerine düşünceyi inadına hapsediyor sesini kısıyoruz, 396 cezaevi içinde 260 bin den fazla  insan özgürlüğünden mahrum bırakılmış, ama biz insanların özgür olmasını sağlamak yerine, şimdi 48 cezaevi daha açmak için çalışıyoruz. Yani konuşamayan bir Türkiye istenen bu aslında. Biz akıl oyunları teorisini bilimsel anlamda göremiyoruz artık. Birileri inanç saygınlığını da siyasetin içinde kirletip manevi değerleri yok ediyor, ama bu bizim millet olarak  suçumuz değil mi? okumayan, gerçekleri göremeyen, konuşamayan, mutsuz korkan bir dünyanın içinde, çarkın ortasına sıkışıp kalmaktan memnun bir toplumsak, o zaman kimseden şikayetçi olmamalıyız, yani uyanmamız gerektiğinde uyanmak, uyumak istediğimizde uyumak birileri buna alıştırmış bir kere. Buna kör duyarsız bir toplum demek daha doğru olacak.
Kirletilen siyasetin Türkiyeyi nasıl bir sona sürüklediğini hala göremeyen bu toplum, sonunda mutsuz ve kör kalmaya mahkum dur. Bu gün hala inanmadıkları kendi adını koydukları ılımlı islam cumhuriyetinin yansımasının eseri olacak Demokrasiyi anlatmaya çalışanlar. Ne yazık ki tüm dünya da adı tartışmasız konulan kabul edilen  14 Mayıs 1950 tarihini nedense unuttular. İnsan hak ve özgürlüklerinin yaşanası tek teminatı olan demokrasi adı birilerine göre sözde olmalı, ama gerçeğinin adının dolaysız özde demokrasi olan bu tarihin anlamı nerede kaldı? Bunca kirlenmişliğin içinde  tüm çağdaş değerlerin yaşaması mümkün mü? Kirlenmiş siyasetin içinden gerçek anlamda bir aydınlığın çıkması mümkün olabilir mi? Siyaset bir ülkenin geleceği açısından da önemli,  ülke yararına yapılan siyasetin kirletildiğini görmek kaygı veriyor insana. Bugün siyaset yaptıklarını söyleyenler bu resim içinde kendileri de kirleniyorlar. Toplumsal kalkınmadan yana yapılan tek bir çalışma yok, ekonomi gittikçe tükenmekte, ama bu kimsenin umurunda değil, açlık sınırında kalan 30 milyon insan var bu ülkede. Bugün biz bu gerçeklerin aksine, millet iradesinin bile kirlenmiş siyasetin içinde tüketildiğini görüyoruz. Eleştiri kültüründen nedense rahatsız olanların ortaya çıkaramadıkları ama kendi bildikleri bir gerçek var. Toplumun duyarlı yanının din saygınlığı olduğunu biliyorlar, ama din saygınlığının da kirlettikleri siyasetin içinde tükenmesine sebep oluyorlar. Bugün cumhuriyetten rahatsız olanların istedikleri sadece kaybetmemek sisteme hakim olmaya devam etmek, bunu yaparken de tüm çağdaş değerlerin yok olmasına sebep olduklarının farkındalar. Her yerde hayatımızın içinde olmalı camiler diyorlar, Türk halkı inançlarına duyarlı bir toplum, ama bugün dünya  sürekli değişen dengeler küresel savaşların gölgesine sürükleniyor, ama biz kendi toplumumuza karşı ne mesaj veriyoruz. ”Her yerde camilerle yaşamak zorundayız buna alışmalıyız” diyorlar. Dünyanın arasına tıkanıp kaldığı çarkın ortasında Türkiye de sarılmış durumda, ama biz uluslararası saygınlığımızın ve bu değişimin neresinde kaldığımızı hala kendi toplumumuza anlatamıyoruz. Camiler açın buna kimse karşı çıkmaz, ama bir ülke de akıl ve bilimsel değerlerin tüketildiğini görmemek kaygı verici değil mi? Bilimden söz ediyorsanız bunun önünü açmalısınız, sanal sadece oy alabilmek adına bu söylemleri ederseniz inandırıcılığınız kalmaz. Sanatçının sanatı adına yargılandığı bir ülke olmak Batı’dan uzaklaşmak demektir. Bugün ne yazık ki birilerine hala yalakalık dalkavukluk edenler var, sanatı anlatamayanların kendilerine sanatçı adını takmaları düşündürücü değil mi? Hülya Koçyiğit ve Orhan Gencebay kültür danışmanları yapılmış, insan merak ediyor acaba bu güne kadar hangi projede ve kendi tasarladıkları bir çalışmada etkin biçimde yer aldılar? Kirlenmiş siyasetin adını koyarken, bu siyasetin ülke adına her geçen zaman mutsuz bir toplum yarattığının kim farkında acaba?  Sonuç olarak bu ülkenin siyasetin kirlenmişliğinden kurtulup parlamenter sisteme dönmesiyle özgür olabileceğine inanıyorum. Kurtuluşun başka bir adı yoktur. Tüm okurlarımın ramazan bayramını içten duygularımla kutlarım…

Bir Yorum Yazın

Arşiv

Reklam Alanı