CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:  MYK toplantımız devam ediyor. Bugün MYK’mızda ele aldığımız konular şunlar, Rahip Brunson’ın tahliyesi sürecinde ortaya çıkan görüntü ve senaryo, ekonomideki son gelişmeler, bugün açıklanan Temmuz 2018 dönemi işsizlik verileri, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın Türkiye’nin gerçek gündeminin...

Haberin Tarihi: 16 Ekim 2018 - Okunma Sayısı:405 defa okundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 MYK toplantımız devam ediyor. Bugün MYK’mızda ele aldığımız konular şunlar, Rahip Brunson’ın tahliyesi sürecinde ortaya çıkan görüntü ve senaryo, ekonomideki son gelişmeler, bugün açıklanan Temmuz 2018 dönemi işsizlik verileri, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın Türkiye’nin gerçek gündeminin üzerini örtmek için yeniden ısıtmaya çalıştığı CHP kontrolündeki İş Bankası hisselerinin Hazine’ye devri meselesi.
ÜLKEYİ YÖNETENLER NUTUK’U OKUSUN
Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci kurultayında büyük nutkunu okumaya başladığı gün. Bugün yaşadığımız olaylara baktığımızda öyle görünüyor ki, ülkeyi yöneten herkesin Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük nutkunu bir kere daha okuması gerekiyor.
HİÇ DE FENA OLMAYAN BİR PERFORMANSLA
ABD’li Pastör Brunson geçtiğimiz Cuma günü tahliye edildi. Dava sürerken ilkin gizli tanıklar aleyhteki ifadelerini geri çektiler. Sonra duruşmanın sonunda yiğitliğe leke sürmeme babından 35 yıl ile yargılanan ve çok ciddi suçlarla suçlanan Pastör, kendisinin serbest kalmasına yetecek kadar bir cezayla cezalandırıldı. Yurtdışına çıkış yasağı da kaldırıldı ve Beyaz Saray’a uçmasının yolu açıldı. Aslında daha Perşembe günü ABD medyasında rahibin serbest bırakılacağına dair Beyaz Saray kaynaklı haberler yer almaya başlamıştı. Tahliyeden birkaç saat sonra, önce Almanya’daki bir Amerikan hava üssüne götürüldü, burada Büyükelçi tarafından bir milli kahraman gibi karşılandı, kendisine bayrak verildi, o da kendisine verilen Amerikan bayrağını öptü. Daha sonra hemen ardından Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’ne getirildi, oradan da ABD’nin Başkanının oval ofisine götürüldü. Orada da ABD yönetimi ve Evangelist liderler ve basın huzurunda kabul edildi. Pastör, ABD Başkanı Trump’ın ifadesiyle “hiç de fena olmayan” bir performansla 24 saatte Türkiye’deki bir hapishaneden alındı, Beyaz Saraya getirilmiş oldu.
TÜRKİYE’NİN SIRTINDAN YAZILAN ZAFER HİKAYESİ
Bunca hazırlık, bunca sürat, bu karşılamalar hepsi şunu gösteriyor, ABD tarafı Rahip Brunson’ın serbest bırakılacağını önceden biliyordu. Peki ABD Başkanı Trump’ın, Türkiye sırtından böyle bir zafer hikayesi, bir rehine kurtarma operasyonu, bu çerçevede elde edilen bir zafer hikayesi yazmasına kim imkan verdi? Onu da ABD’nin Başkanından öğrendik. ABD Başkanı tüm bunları mümkün kıldığı için AKP’nin Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a herkesin huzurunda teşekkür etti. ABD Başkanı bununla da yetinmedi ve dedi ki, “Türkiye’ye karşı çok sert davrandık” ve rehine olarak nitelediği Papaz Brunson’ın serbest bırakılması için herhangi bir anlaşma yapılmadığını, herhangi bir fidye ödenmediğini de dünya kamuoyuna açıkladı. Sonunda ABD Başkanı Rahip Brunson’a bütün dünya kameralarının önünde birde kendini takdis ettirdi.
KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ BİR TİYATRO
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman böyle bir küçük düşürücü tiyatroya konu olmamıştı. Küçük düşürülmeye çalışılan yalnızca yargı bağımsızlığımız değildir. Doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin de bağımsızlığıdır. “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, Beyaz Saray’da üçüncü dünyanın nadan diktatörlüklerinden birisi gibi alay konusu olmuştur. Bu kabul edilemez, bu sindirilemez bir durumdur. Buna sebep olanda doğrudan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanıdır.
2,5 AY SONRA YİNE BİR AKŞAM SAAT 18.00’DE…
Hatırlayın, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı bundan birkaç önce neler söylemişti. “Rahip Brunson hakkında terör örgütüyle karanlık ilişkileri olan bir rahip. Amerika teröristi vermiyor, o zaman bu fakir bu görevde olduğu sürece sende bizden teröristi alamazsın. Ver Papazı al Papazı”. Yine bundan tam iki ay önce, “Tehdit ediyor ya, saat 18.00’e kadar yarın akşama kadar göndereceksiniz. Burası çatladıkapı ülkesi mi ya”. Bunları da söyledi. Peki sonuç ne oldu değerli basın mensupları? Süreci ver Papazı al Papazı diyerek bir rehine pazarlığına döndüren Sayın Erdoğan Trump’ın talep etmesinden tam 2,5 ay sonra yine bir akşam saat 18.00’de Rahip Brunson’ı serbest bıraktı. Bunun sonucunda ABD Başkanının teşekkürlerine mazhar oldu.
KİMSE YARGI BAĞIMSIZLIĞI DEMESİN
Şimdi kimse bu bağımsız yargının kararıdır deyip bu milletin aklıyla alay etmesin. AKP’nin Genel Başkanı daha geçtiğimiz hafta 50 yıl önce bir karşılama töreninde elinde Türk ve ABD bayraklarıyla fotoğrafı çekilen, arkasına koskoca Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan’ı almış Sayın Cumhurbaşkanımız rahmetli İsmet İnönü’ye ABD bayrağı tutuyor diye etmedik laf bırakmıyordu. Oysa İsmet Paşa ABD’ye yeni bir dünya kurulur Türkiye’de orada yerini alır diyerek rest çekmiş bir devlet adamıydı. Bugün aynı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyetinin onurunu hedef alan bir ABD senaryosuna göz yumarak, hatta uygulanmasını kolaylaştırarak tarihteki yerinin ne olacağını şimdiden ilan etmiş oldu.
TARİH VE GELECEK KUŞAKLAR AFFETMEYECEK
Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını hiçe saydığınız için tarih ve gelecek kuşaklar sizi asla affetmeyecek. Siz emperyalistlerin oynadığı oyunun figüranı oldunuz. Siz elinizdeki bir Papazla onların çektikleri reste cevap verebileceğinizi zannettiniz, kaybettiniz. Sadece siz kaybetmediniz en önemlisi ülke kaybetti. Siz bu oyunu kahvede oynadığınız Papaz kaçtı zannettiniz. Siz tarihteki yerinizi savaş meydanlarında zaferler kazanmış bir komutan ya da düveli muazzamaya kafa tutmuş bir devlet adamı olarak değil, onların karşısında Papaz kaçtı oyununu kaybetmiş bir Genel Başkan olarak anılacaksınız.
EMPERYALİSTLER TEK ADAM REJİMLERİNİ SEVER
Tek adam parti devleti rejimine geçit veren anayasa referandumu sürecinde sürekli bir hususu tekrar etmiştim. Emperyalistler tek adam rejimlerini sever. Çünkü güçle, baskıyla tek adam rejimlerini ikna etmek, kolunu bükmek çok daha kolaydır. Ama kuvvetler ayrılığına dayanan güçlü parlamenter rejimlerde emperyalistlerin, ulusal meclisin tamamının kolunu bükmesi mümkün değildir. Nitekim, TBMM bunun en güzel örneğini 2003’te 1 Mart tezkeresiyle tüm dünyaya göstermiştir. 16 yılın sonunda ise 1 Mart tezkeresinin kazandırdığı itibardan geriye hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye ucube tek adam parti devleti rejimine geçmesinin üstünden sadece daha 4 ay geçmeden Ortadoğu’nun başarısız devletlerinden biri konumuna düşmüştür. Türkiye’nin mevcut yönetimini taşımasının bu ucube rejimle yürümesinin mümkün olmadığı 4 aydan daha kısa bir sürede ortaya çıkmıştır. Ekonomide yaşanan gelişmeler, dış politikada yaşanan gelişmeler bunun en somut göstergeleridir. Pastör Brunson olayı Türkiye’nin yumuşak karnını ve kırılgan ekonomisini tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Önce Almanya ardından da ABD Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uygulayarak istediğini almıştır. Biz yıllardır AKP’ye “borç alan emir alır” diyoruz bugün geldiğimiz noktada bunun doğrulandığını görüyoruz.
IMF DE TULUMBADA SU BİTTİ DİYOR
İzin verirseniz şimdi de ekonomideki son gelişmelere değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Uluslararası Para Fonu ve dünya bankasının yıllık toplantıları yapılıyor. Her yıl iki defa yapılan bu toplantılarda dünya ekonomisine ilişkin tahminler açıklanır. Bu tahminlerin altında Türkiye’yle ilgili tahminlerde yer alır. Uluslararası para fonuna göre 2009 yılında Türkiye’nin ödeyeceği veya çevirmesi gereken dış borç miktarı 225 milyar dolardır. Yani Gayrisafi Yurtiçi Hasılamızın yüzde 35’i kadar bir dış borcu ya yeniden borçlanacağız ya da geri ödeyeceğiz. Ama tabi yapacağımız şey yenileme olması gerekiyor. Yine bu IMF diyor ki, bize benzer ekonomiler 2019’da bizim gibi ülkelere net yabancı sermaye girişi neredeyse duracak diyor. Yani artık sadece Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı değil, IMF de “tulumbada su bitti” diyor. Şimdi saray yönetimi suyu kuruyan kuyudan tulumbaya biraz daha su çekebilir miyiz diye Beyaz Saray’ın gözlerinin içine bakıyor. AKP yönetimlerinin izlediği politikalarla sıcak para bağımlısı haline getirilen ve savunmasız bırakılan ekonomimiz her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Aklı fikri belediye seçimlerinde olan ve bu seçimleri artık kaybedeceğinin farkına varan saray yönetimi yarattığı kriz canavarının halkı nasıl yiyip bitirdiğinin farkına varmaya başladı. Yalan haberlerle gündem değiştirme operasyonlarıyla gerçekleri acaba Mart 2019’a kadar saklayabilir miyiz diye bakıyor. Ama bilmiyor ki, bu yapısal sorunları aspirin tedavisiyle ya da pansumanla tedavi etmek mümkün değil.
SARAYDAN İSTESİNLER
Tabi bu arada, ABD’ye tepki vermek üzere kırılan İphoneler var. Bu telefonlardan birini kıran vekillerden bir tanesi Brunson iade edilince telefonların yenisini istemeye başlamış. Aslında bence oynanan senaryoya inanan tüm vatandaşlarımızda bu vekille birlikte saraya gitsinler telefonlarının yenilenmesini talep etsinler. Nasıl olsa kriz bir tek sarayı etkilemiyor.
2019’DA CİDDİ BİR DURGUNLUK YAŞANABİLİR
Küresel sermayenin kurumaya başladığı şu dönemde adımız en kırılgan ekonomiler listesinden bir türlü düşmüyor. Konkordatolar, işten çıkarmalar, fabrika yangın haberleri ardı ardına geliyor. 2019’un çok sıkıntılı geçeceğini şimdiden görüyoruz. Orta Vadeli Program’da yüzde 2,3 olarak tahmin edilen Türkiye’nin büyüme hızını uluslararası para fonu yüzde 0,4 olarak tahmin ediyor. Yani bir bile değil. Uluslararası Finans Enstitüsü’ne bakarsanız 2019’da Türkiye yüzde 0,9 yani 1’e yakın küçülecek. Bütün bunlar ekonomide 2019 yılında ciddi bir durgunluğun yaşanabileceğini gösteriyor.
İLK 20’DEN DÜŞME SINIRINA GELİYORUZ
Bir başka önemli gelişme, hani hep övünüyoruz ya dünyanın ilk 20 ekonomisi içindeyiz diye. Türkiye uluslararası para fonunun yaptığı tahminlere göre dünyanın en büyük 20 ekonomisi listesinde düşme sınırına geriliyor. 2019’da Türkiye için öngörülen 631 milyar dolarlık Gayrisafi Yurtiçi Hasılayla Türkiye en büyük ekonomiler liginde 20. sıraya düşüyor. Ligden düşmemize bir tık kalıyor.
DÜNYAYI KENDİMİZE GÜLDÜRDÜK
Böyle bir ortamda ekonomiyi yönetmeyi bilmeyen iktidar ardı ardına programlar açıklıyor. 100 Günlük İcraat Programı, Yeni Ekonomi Yaklaşımı, Yeni Ekonomi Programı, Orta Vadeli Program. Bunların hiçbiri piyasaları kesmiyor. En son geçtiğimiz hafta zabıtaların kontrolünde yapılacak yüzde 10 iskontoya dayanan bir enflasyonla mücadele programı açıkladılar. Ve açık söyleyeyim, bu program açıklandıktan sonra dünya Türkiye’ye güldü.
MADENCİLİK BAŞKA, VERİ MADENCİLİĞİ BAŞKA
Ancak bu zabıta takviyeli enflasyon programını açıklamadan hemen öncede Eylül ayında kendi ifadeleriyle beklemedikleri kadar yüksek bir rakam açıklayan TÜİK’te yıllardır enflasyon rakamlarını hazırlayan Başkan Yardımcısını görevden aldılar. Yerine Enerji Bakanlığında Maden İşleri Genel Müdür Yardımcısı olan bir ismi atadılar. Bakan damat TÜİK’e atadığı ismin madenciliği bilmesinden hareketle veri madenciliğini de bileceği varsayımını yapıyor herhalde. Ama yine de kendilerine hatırlatalım madencilikle veri madenciliği birbirlerinden ayrı şeylerdir. TÜİK’in kredibilitesi özellikle bakın böyle bir programın uygulandığı dönemde her şeyden önemlidir. Kredibilitesi olmayan bir istatistik kurumunun zararlarını Arjantin krizinde gördük. Eğer bu tiyatro, orada büyük bir tiyatro oynandı biliyorsunuz, yine bir paydaşlar edebiyatıdır aldı başını gitti. Biz paydaşlara bakıyoruz normalde böyle bir krizin en önemli paydaşları kimdir? Emeklilerdir, işçilerdir, memurlardır, esnaftır, çiftçidir. Bunların hiçbiri orada yok hep yandaşlar var. İşte böyle bir ortamda böyle bir enflasyon programını açıkladılar ama bugün bakıyoruz bir ortak aklı çalıştırmak üzere bir türlü ekonomik ve sosyal konseyi toplantıya çağırmıyorlar.
İKİ ELİMİZ YAKALARINDA OLUR
Şimdi TÜİK’in başına yapılan bu atamayla Ekim ayında düşük bir enflasyon oranı açıklatıp emeklinin, memurun, işçinin maaşının enflasyona ezdirilmesi senaryosuna başvurulursa bilin ki iki elimiz bunların yakasında olacaktır. Sorunları ortak akılla çözmek yerine sorunları McKinsey’in aklıyla çözmeyi tercih edenlerin Türkiye’nin meselelerini ne kadar çözebilecekleri konusunda ciddi tereddütlerimiz vardır.
Bakın arkadaşlar şunu söyleyeyim, geçmişte kriz yönetmiş bir Hazine Müsteşarı olarak bana sorsalar kriz yönetilirken neler yapılmaması gerekir diye, ben açıkçası size son 2,5 ayda sarayın yaptıklarını sayarım.
ZABITAYLA ENFLASYON ÖNLENMEZ
Bugün işsizlik açıklandı, işsizlik artmaya devam ediyor. Mevsimlik etkilerden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 11 oldu. Geçtiğimiz hafta ekonomiyle ilgili neler yapıldı diye baktığımızda Kredi Garanti Fonu’yla ilgili bir düzenleme yapıldı. Bu bir miktar şirketleri rahatlatıyor gibi gözükse de esas makyaj etkisiyle bankaları da rahatlatmış oluyor. Bankaların bilançolarını düzgün gösterecek olan bir makyajlama. Ama yine söylüyorum bu arada enflasyonun silindir gibi ezdiği emekliye, işçiye, memura hiçbir şey yok. İçişleri Bakanlığı geçtiğimiz hafta 81 ile genelge göndermiş valilere stokçuluk yapanlar ve fahiş fiyat uygulayanlarla ilgili tedbirler almalarını istemiş. Şimdi bu stokçuluk meselesini de ben çok merak ediyorum kimler stokçu olarak nitelendiriliyor. Eğer toptan eşya depoları, toptan eşya satıcılarının depoları gidilip basılıyorsa bu sadece göstermelik bir şey. Ayrıca şunu da söyleyeyim, zabıta tedbirleriyle enflasyonun önlendiği dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş. Onun bize gülüyorlar. İktidar hala alınması gereken önlemleri almayarak, parça parça işler yaparak, gerçeklerden kaçarak bir yere gidebileceğini zannediyor. Bakın arkadaşlar söyleyeyim, bu mümkün değil. Bugün sorumluluklarından kaçabilirler ama yarın sorumluluklarından kaçmanın sonuçlarından kaçamayacaklardır. Yeni Orta Vadeli Mali Planı yayınladılar. Millete tasarruf derken 2019 yılında saray için ödenek teklif tavanı 2 milyar 818 milyon lira olmuş. Ne demek bu? Geçen yıla göre üçe katlanmış. Hastanelerde vatandaş ameliyat olamıyor saray yine de itibardan ben tasarruf etmeyeceğim diyor. Bu artışın nerelerden kaynaklandığı derhal kamuoyuna açıklanmalıdır.
MAAŞ ARTIŞLARI BİR AN ÖNCE YAPILMALI
İlerleyen günlerde bu ekonomi masası olarak işçi, işveren üst kuruluşlarını ziyaret etmeye devam ediyoruz, onlar da bizleri ziyaret etmeye geliyorlar. Buradan aldığımız bilgilerle önümüzdeki günlerde İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanılmasının önlenmesi amacıyla TBMM’de belli girişimlerde bulunacağız. Asgari ücret komisyonunun biran önce toplanmasını bekliyoruz. Kadroya geçen taşeron işçilere 2020 yılına kadar yapılması öngörülen maaş artışları bu enflasyon rekorları karşısında tamamen anlamsız kaldı. Bunlar derhal gözden geçirilmelidir. Son olarak memur ve emekli maaşlarında yapılacak enflasyon artışları biran önce yapılmalıdır. Yine 3600 ek gösterge verilmesi sözü verilen kesimler bu düzenlemenin biran önce Meclis’ten çıkmasını bekliyorlar.
SANKİ BİLEREK VE İSTENEREK BİR BANKACILIK KRİZİ TETİKLENMEK İSTENİYOR
24 Haziran’da işbaşına geldiğinden buyana milletin ekmeğini küçülten, ülkemizin dış politikasını ciddi bir çıkmaza sokan saray artık suçluların telaşı içindedir. Bu telaşla, İsmet Paşa’nın söylediği bir laftır, bu telaşla gündem değiştirmeye çalışıyorlar. Partimize her fırsatta saldırarak bizi etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Şimdi gündemde Atatürk’ün İş Bankasındaki hisseleri var. İşin hukuki boyutuna kısaca değineceğim ama birde bu işin ekonomik boyutu var değerli basın mensupları. İş Bankası Türkiye’nin en büyük özel bankası bilanço büyüklüğüne göre. Ziraat Bankası’ndan sonrada en büyük ikinci bankası. BDDK Başkan Yardımcılığı yapmış bir kişi olarak söylüyorum, bankaların en önemli sermayesi şöhretleri ve itibarlarıdır. Nitekim bankaların şöhretlerini ve itibarlarını zedelemeye yönelik her türlü işlem bankacılık kanunu ile yasaklanmıştır. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin Başkanı hukuk, kanun tanımamaktadır. Ekonomi halihazırda çok hassas bir denge üzerindeyken, dış finansman imkanları sıkışmışken, ekonomide ani bir çakılmanın tüm işaretleri ortadayken Türkiye’nin en büyük ikinci bankası üzerinden bir tartışma yürütülmek istenmektedir. Sanki bilerek ve istenerek bir bankacılık krizi tetiklenmek istenmektedir. Birde şu, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının özellikle Almanya seyahatinden sonra bu İş Bankasının hisseleriyle ilgili bu kadar iştahlı hale getiren nedir ben bunu merak ediyorum.
ATAMIZIN MİRASINA VE TAPUSUNA GÖZ DİKTİLER
Serbest piyasa ekonomisinin özü mülkiyetin güvenliği ve sözleşme serbestisidir. Devlet kişilerin kanuna uygun yollarla edindikleri helal mallarını korumakla yükümlüdür. Polisi, adliyesi bunun için vardır. Bir niza çıktığında çözüm mercii düello değil adliyedir. Kişiler edindikleri malları vefatlarından sonra kime bırakacaklarına bir sözleşmeyle özgürce karar verirler, miras bırakırlar, devletin görevi bu sözleşmeyi sahiplenmek ve korumaktır. Bir kanunla bu sözleşmeyi değiştirmek değildir. İş Bankasındaki Atatürk hisselerinin mülkiyeti ve temsili vasiyet, yasalar ve yargı kararları çerçevesinde belirlenmiştir. Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi mülkiyetindeki Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi pay senetlerinin yasal düzenlemeyle Hazine’ye devretmeye kalkışması her şeyden önce Atatürk’ün vasiyetinde belirttiği iradesine saygısızlıktır. Atatürk’ün vasiyeti gayet açıktır. Malik olduğum bütün nukut yani paralar ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi, mallarımı diyor yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne aşağıdaki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum. Tarih 5 Eylül 1938. Atamızın kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyetinin ismini tabelalardan indirebilen, Atatürk’ün ismi olan stadyumları, havaalanlarını yıkıp yerine yaptıklarına Atatürk’ün ismini vermeyen zihniyet şimdi Atamızın şahsi mirasına ve tapusuna göz dikmiştir.
EFULİLERE SMOOTHİELERE VE UÇAN SARAYLARA HARCAMA GİRİŞİMİ
Bu Atamızın Türk dilinin ve tarihinin geliştirilmesi ve araştırılması için kullanın dediği paraları tulumbada su bitince önce Hazine’ye, sonra saraya alıp efulilere, smoothielere, uçan saraylara harcama girişimidir. AKP Başkanının bu girişimi Atatürk’ün bu hisseleri Cumhuriyet Halk Partisine emanet etmekte ne kadar haklı olduğunu ve kendisinin ne kadar uzak görüşlü olduğunu bir defa daha ortaya koymuştur. Yapılmak istenen bu düzenleme miras hukukuna, anayasanın 35. ve 134. maddelerine ve daha önce alınmış olan yargı kararlarına da aykırıdır. Saray Atatürk’ün mirasına göz dikmiş, onun tapusunu delme harekatını başlatmıştır.
ATAMIZIN MİRASINA VE TAPUSUNA GÖZ DİKEN VATANDAŞA NE YAPMAZ
Diğer taraftan Atatürk’ün mirasına, tapusuna göz dikenlerin yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın miraslarına, tapularına neler yapabileceğini ben yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın takdirine bırakıyorum. Yani mesele Cumhuriyet Halk Partisi meselesi değildir. Mesele tüm Türkiye’nin meselesidir. Yapılmaya çalışılan şey yağmadır, gasptır, eşkıyalıktır. Kurucu Genel Başkanımızın iradesine ve milletimizin hukukuna yapılacak her türlü saldırı karşısında tüm hukuki ve siyasi adımları atarız. Diğer taraftan hiçbir baskıda bizi milletimizin hakkına sahip çıkmaktan, derdine derman olmaktan vazgeçiremeyecektir. Aslında sarayın bu hukuksuzluğuna karşı çıkmak, hukuk tanımazlığına direnmek sadece bizim değil, tüm parlamentonun sorumluluğunda olan bir husustur.
SAVCILAR HAREKETE GEÇSİN DİYE BEKLERKEN
Bu sabah ilginç bir haberle uyandık. Genel Başkan Yardımcımız Aykut Erdoğdu’nun İstanbul’daki üçüncü havalimanı ile ilgili yapmış olduğu açıklamalara yayın yasağı getirilmiş. Şimdi bu açıklamalar büyük ölçüde Sayıştay incelemelerine dayanan açıklamalardı ve suç duyurusu niteliğindeydi. Biz savcıların harekete geçip bunu takip etmesini beklerken ilginçtir sarayın sesine kulak veren hakimler harekete geçmiştir. Bu konunun takipçisi olacağız. Muhalefet partisinin yolsuzluk soruşturmalarıyla ilgili yapmış olduğu açıklamalarda artık mahkeme kararlarıyla yasaklanıyorsa o zaman bu ülkede hukuk devletinden, demokrasiden söz etmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor demektir.
EN TEPE ÇÜRÜYÜNCE…
Bitirmeden önce bir önemli konuya daha değinmek istiyorum. 8 Temmuz 2018’de meydana gelen ve 25 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 340 vatandaşımızın yaralandığı Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili bilirkişi raporu yayınlanmış. Neresinden bakarsanız bakın iktidarın doğal afet iddiasının çok ötesinde bir hatalar zinciri sonucunda bu canları yitirmişiz. Demiryollarında gerekli bilgi yok, eleman yok, kontrol yok, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yazısının gereği yapılmamış, menfezde güvenlik için önlemler alınması söylenmiş alınmamış, yaya kontrolü yapılması söylenmiş yapılmamış, kazadan sonra çok tartışılan yol bekçilerinden bahsedilmemiş bile, kazanın gerçekleştiği menfez bakım onarım ihalesinde yok. Ama ortada asli kusurlu olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Demiryolu Bakım Müdürü, Bakım ve Onarım Şefi, Köprüler Şefiyle Bakım Ve Onarım Memuru var. Onlar da adli kontrol şartıyla salıverilmiş. Yönetimin 25 canımızı yitirdiğimiz, yüzlerce yaralının olduğu, geliyorum diyen bu kazada hiçbir sorumluluğu yokmuş. Bu ülkenin yönetilemediğini, yönetilmediğini hep söylüyoruz. En tepedeki kurum içten içe çürürken alttaki kurumlarda da durumun farklı olmadığı ortada. Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP TBMM’de ne kadar direnirlerse dirensinler biz yitirdiğimiz canların hesabını sonuna kadar sormaya devam edeceğiz. Benim söyleyeceklerim bu kadar, sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Cuma günü Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması olmuştu Belediye Başkanlarına baskılarla ilgili. Sonrasında da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir açıklaması oldu İzmir’de yaptığı bir açıklama. Hırsızlık yapan iki Belediye Başkanını görevden aldığımız için özür diliyorum, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bize teşekkür etmesi lazım, ben yetişemiyorum diye bir açıklaması oldu. Birincisi bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Birde bugün DEDAŞ Dicle Elektrik Dağıtımla ilgili bazı haberler yer aldı basında. 2018 Mayıs’ında Başbakanlık kararnamesiyle alınan ama resmi gazetede yayınlanmayan bir karar. Karara göre tarımsal destekleme adıyla özel sektör Dicle Elektriğe 5 yıl boyunca kullanılacak elektrik tüketim bedeli üzerinden bir destekleme sağlanacağı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci sorunuza cevap vereyim. Arkadaşlar, Sayın Soylu’nun açıklaması artık Türkiye’de yargının da, yasamanın da, yürütmenin de sarayda olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Belediye Başkanlarımızın hırsızlık yaptığına dair bir mahkeme kararı Sayın Soylu’nun elinde var mıymış? Nasıl kalkıp hırsızlık yaptıkları için aldım gibi bir konuşma yapabiliyor bunu anlayabilmek mümkün değil. Bu demokraside, hukuk devletinde geldiğimiz noktayı açıkça ortaya koyuyor. Bu ülkede tek bir seçilmişin hakkı, hukuku ve sözü var o da saray, sarayın başı Cumhurbaşkanı. Başka hiçbir seçilmişe hak, hukuk, söz hakkı tanımak istemiyorlar. Bu ucube rejimin bugün ülkede neden olduğu sorunlar açık, seçik ortada. Enflasyon azmış, ekonomi bitmiş, dış politika çökmüş, 4 ay içinde bu rejim kendi kendini bitirmiş. Bunların artık devam edebilme imkanları kalmamıştır. Biran önce bu rejim değişmelidir.
İkinci söylediğiniz konu ise, yani bir yardım mı yapılıyor Dicle Elektriğe?
Soru- 5 yıl boyunca tarımsal sulamada kullanılacak elektrik için ödeme talimatı veriliyor.
Faik ÖZTRAK- 5 yıl boyunca tarımsal sulamada kullanılacak elektriği eğer çiftçi ödemezse onun parasını devlet mi ödeyecekmiş onun parasını?
Soru- Tarım Bakanlığının bütçesinden.
Faik ÖZTRAK- Tarım Bakanlığının bütçesinden. Ben açık söyleyeyim yani tarımda sulamalarda kullanılan elektrik ciddi bir sorun. Bu paraları çiftçilerimiz bunların altından kalkamıyor. Ne zaman akıllarına geliyor çiftçinin sıkıntıda olduğu? Seçimler yaklaştığı zaman. Çiftçilerimizin yıllarca bu konuda çektikleri sıkıntıyı unutmayıp bu son yapılanın bir seçim yatırımı olduğunu, seçimden sonrada bu işlerin yeniden eskiye döndürülmesi ihtimalinin son derece kuvvetli olduğunu görmeleri lazım.
Soru- Efendim geçtiğimiz Cuma günü Canan Kaftancıoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının açıklanacağına yönelik bir duyuru yaptı, ardından da bir video paylaşıldı. Bu videonun yani bu hamlenin Genel Merkezin bilgisi dahilinde olmadığı da iddia edildi. Bu iddialar doğru mu ve de Genel Merkezin bilgisi dahilinde mi yapıldı?
Faik ÖZTRAK- Bilebildiğim kadarıyla bir propaganda süreci. O propaganda süreci içinde de böyle bir reklam taktiği izleniyor.
Soru- Bu İş Bankası hisseleriyle ilgili direnme hakkımızı kullanacağız dediniz ya onu açar mıyız biraz? Direnme mecliste mi olacak, nasıl bir direniş?
Faik ÖZTRAK- Şöyle dedim, her türlü hukuku ve siyasi girişimde bulunacağız dedim. Bunun sonunda direnme hakkı da var. Bunun nasıl olacağını şuanda söylemek doğru değil. Ayrıca şunu da ifade edeyim, inşallah o noktaya gelmeyiz. Gerekli hukuki ve siyasi girişimlerde bulunduktan sonra aklıselim hakim olur, bu meseleyi ülkenin ortak aklıyla çözeriz. Açık söyleyeyim, bunun üzerinden siyasi rant çıkmaz. Yani vatandaşın tapusunun, Atatürk’ün tapusunun, vatandaşın tapusunun delinmesi projesinden bu memlekete herhangi bir hayır gelmez. Bunu inşallah hep beraber özellikle iktidar kanadı idrak eder burada aklıselimle bir çözüm yolunu aklıselimle gereğini yaparız.
Teşekkür ediyorum.

Bir Yorum Yazın

Arşiv

Reklam Alanı