TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 351.152
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 27.663
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 232
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 30.824
Siyaset

CHP SÖZCÜSÜ ÖZTRAK, “ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, HAYAT PAHALILIĞI SONUÇTUR”

Mürşide Mihriban AYDEMİR- CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin Türk Lirası’nın bereketini kaçırdığını belirtti ve 100 liranın alım gücündeki erimeyi kalem kalem anlattı: “100 liralık banknot, 1 Ocak 2009 tarihinde..

CHP SÖZCÜSÜ ÖZTRAK, “ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, HAYAT PAHALILIĞI SONUÇTUR”

Mürşide Mihriban AYDEMİR-

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin Türk Lirası’nın bereketini kaçırdığını belirtti ve 100 liranın alım gücündeki erimeyi kalem kalem anlattı:

“100 liralık banknot, 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle girdi. 100 lirayla 2009’un Eylül ayında, 440 tane yumurta alıyorduk, bugün ancak 97 tane alabiliyoruz. 114 kilo domates alıyorduk, şimdi ancak 21 kilo domates alıyoruz. 101 kilo patates alabiliyorduk, şimdi sadece 33 kilo alabiliyoruz. 103 kilo kuru soğan alabiliyorduk, şimdi 43 kilo alabiliyoruz. 52 paket makarna alabiliyorduk, şimdi sadece 15 paket alabiliyoruz. 31 kilo nohut alabiliyorduk, şimdi 8 kilo alabiliyoruz. 21 litre ayçiçek yağı alabiliyorduk, şimdi ancak 5 litre alabiliyoruz. 17 kilo tavuk eti alabiliyorduk, şimdi 5 kilo alabiliyoruz.”

“100 lira ilk çıktığında aldığımız pirinci, makarnayı, eti, yumurtayı, yağı bugün almaya kalksak, artık bu elimdeki 100 Lira yetişmiyor. Şimdi bunun yanına bir 100’lük banknot daha, o da yetmiyor bir 100’lük banknot daha, o da yetmiyor bir 100’lük banknot daha koyuyoruz. Yanına da iki tane 20’lik banknot gerekiyor. Çarşıya, pazara bu banknotlar da yetmez. Erdoğan Vesayet Rejiminin ülkeyi getirdiği yer işte burası. Milletin eriyen satın alma gücü. Artan hayat pahalılığı, şişen etiket fiyatları…”

Öztrak tarımdaki girdi maliyetlerindeki artışa da dikkat çekti. 1 ton buğday satan çiftçinin 2002’de 923 kilo, bugün ise ancak 438 kilo gübre alabildiğini ifade eden Öztrak, “Ekimden önce gübre atmak, çiftçilerimiz için artık küçük bir servet haline geldi. Çiftçi gübre atsa maliyeti artacak, fiyatlar yukarı gidecek. Gübre atmazsa da verim düşecek, fiyatlar yine yukarı gidecek. Tüm bunların sorumlusu kim? O, bu, şu değil. Hep diyoruz; Erdoğan Şahsım Hükümeti sebeptir. Hayat pahalılığı ise sonuçtur” diye konuştu.

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun dünyada vergi cennetlerine aktarılan trilyonlarca dolarla ilgili belgeleri incelediği Pandora belgelerinde adı geçen Türkiye’den firmalara dikkat çeken Öztrak, “Pandora belgeleriyle, Pandora’nın kutusunu açıldı. Erdoğan’ın sarayını yapan, şehir hastanelerini işleten müteahhitlik firmasının tek bir yılda, vergi cennetlerine kaçırdığı paranın, 211 milyon dolar olduğu söyleniyor. Bir de bu off-shore hesaplardan, adresi şimdilik belirsiz, 105 milyon dolarlık bir bağış yapıldığı söyleniyor. 105 milyon dolarlık bağış! Ancak devletten devlete yapılabilecek büyüklükte bir bağış. Bunu, bu şirket acaba kime, kimlere ne için yaptı? Bu ülkede asgari ücretten, milletin yediği ekmekten bile vergi alınırken, Türkiye’deki tüm ihaleleri toplayan bu kişilerin, Türkiye’de kazandığı parayı, vergi cennetlerine kaçırması, götürmesi hangi vicdana, hangi izana sığar?” diye sordu.

Mersin’de yapılan nükleer santralin de, burada üretilecek elektriğin de tek sahibinin Rusya, Türkiye’nin ise burada üretilecek elektriğin müşterisi olduğunu kaydeden Öztrak, “Ama ne biçim bir müşteri… 15 yıl boyunca buradaki elektriğe kilovat saatine, 12,35 sentten alım garantisi veren bir müşteri. Dünyanın en pahalı elektrik enerjisini kullanacağız. Şimdi diyorlar ki, bundan iki tane daha yapalım. Bu, Türkiye’nin boynuna vurulacak, büyük bir ekonomik kapitülasyondur” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugünkü Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde, hayat pahalılığı, yurttaşlarımızı ezen borç yükü, devlet yönetiminde yaşanan tıkanma, kokusu her yerden gelen yolsuzluklar ve bunlara bağlı olarak, Erdoğan şahsım hükümeti yönetiminde, milletimizi her gün daha da bunaltan buhran vardı.

İKTİDARA HAZIRIZ

Hafta sonu Abant’ta yaptığımız toplantılarda, milletvekillerimiz, bu buhrandan nasıl çıkacağımızı, milletimizi rahatlatmak için neleri yapacağımızı, sahadaki gözlemlerimizi, Genel Başkanımızla istişare ettiler. Hep beraber gördük ki, Cumhuriyet Halk Partisi, hem moral olarak, hem de program ve projeleriyle iktidara hazırdır. Biz büyük bir heyecanla, istekle ve kararlılıkla, demokrasiden, özgürlükten yana dostlarımızla beraber, milletimizin hizmetine, milletimizin her bir ferdinin derdine derman olmaya, Ucube Erdoğan Şahsım Yönetiminin milletimizden aldığı ne varsa aynen iade etmeye, telafi etmeye ve güzel ülkemizi dünyada hak ettiği yere getirmeye talibiz.

YETKİSİ ÇOK SORUMLULUĞU YOK

Atalarımızın güzel bir sözü var; “Kabahat samur kürk olsa, kimse üstüne almazmış.” Allah var. Bu sözün hakkını verme konusunda, kimse Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin eline su dökemez. Memlekette güzel veya olumlu bir şey olursa, hemen sahiplenirler. Ama ülkede ne zaman bir kriz çıksa, bir sıkıntı yaşansa, sorumlusu bazen öznesi belirsiz dış güçlerdir. Bazen ne olduğu bilinmeyen bir üst akıldır. Bazen faiz ve dolar lobileridir. Bazen orman yangınına su taşıyan vatandaşlarımızdır. Bazen dere yatağına ev yapan yurttaşlarımızdır. Bazen yurt peşinde koşan gençlerimizdir. Bazen al ananı da git dediği çiftçilerimizdir. Kısacası Erdoğan’ın yetkisi çoktur. Ama yanlış yaptığı işlerden de sorumluluğu hiç yoktur.

PAHALILIĞIN SORUMLUSU ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETLERİ

19 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan Şahsım Hükümetleri. Vatandaş pahalılık altında eziliyor. Ama fahiş fiyat etiketlerinin sorumlusu bir türlü bulunamıyor. Geçtiğimiz yıllarda suçlu soğan ve patates depolarıydı. Hal esnafıydı. Bu yıl ilk suçlu zincir marketler oldu. Zincir marketlerden tepkiler yükselince, bir kısmının sahibi de yandaş olunca, bu sefer kuraklık suça ortak edildi. Ayıptır. Suçluyu başka yerde aramayın. Pahalılığın tek sorumlusu, 19 yıldır hükümet koltuğunda oturan, Erdoğan Şahsım Hükümetleridir. Bugün bu ülkede marketler, 18 ay vadeli market kredisi dağıtmaya başladıysa, millet etini, sütünü, meyvesini, sebzesini, ununu, şekerini market kredisiyle alma noktasına geldiyse, marketler mal satabilmek için modern veresiye sistemine geçtiyse, bu beceriksizliğin, iş bilmezliğin tek sorumlusu, ülkeyi 19 yıldır yöneten Erdoğan Şahsım Hükümetleridir.

ERDOĞAN HEDEFLERİN ALTINDA EZİLDİ

24 Haziran 2018 seçimlerine 5 gün kala, Erdoğan bu millete ne söz verdi? “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” dedi mi? E dedi. Yetmedi, mahalli idare seçimlerine üç gün kala, 28 Mart 2019’da, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” dedi mi? E onu da dedi. Gerçi, daha birkaç gün önce; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında sorumluluk dağıtımında “Ben”den, “Biz”e geçti ama olsun. Peki, bunları söyledi de ne oldu? Cumhuriyetin 100. yılında ulaşacağını millete taahhüt ettiği, gelir hedeflerinin yarısına bile ulaşamayacağını, işsizlik hedefinin ise ikiye katlanacağını, 2023 yılı gelmeden, devletin belgelerinde itiraf etmek zorunda kaldı. Erdoğan verdiği hedeflerin altında ezim, ezim ezildi. Ama meydanlarda hala sıkılmadan, 2023 hedeflerine ulaştıklarından bahsediyor. Yani söyle yalanı, belki bulunur inananı.

100 LİRANIN SATIN ALMA GÜCÜ 12 YILDA 55 DOLAR ERİDİ

Enflasyon uçtu, işsizlik şaha kalktı, milletin 128 milyar doları koltuk uğruna hiç edildi, paramızın değeri dolar ve avro karşısında, gün görmüş kar gibi eridi. Şimdi 1 Ocak 2005’de alayiş valayişle, hatırlayalım, paradan 6 sıfır attılar. O gün 100 lira ile 75 dolar alıyorduk. Şimdi şu elimde tuttuğum 100 liralık banknot, bu banknot 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle girdi. Vatandaşın günlük hayatta, en çok kullandığı banknot bu. 2 Ocak 2009’da bu 100 lirayla, 66 dolar alır hale geldik. Bugün aynı 100 lirayla, ancak 11 dolar alabiliyoruz. 100 liranın dolar karşısındaki satın alma gücü, 12 yılda, 55 dolar eridi. Bunun 11 doları da, ucube tek adam vesayet rejimine geçtiğimiz, son üç yılda gerçekleşti.

PARAMIZIN BEREKETİNİ KAÇIRDI

Bir ülkenin parasının değeri, o ekonominin barometresidir. İstikrarlı ekonomilerin, istikrarlı parası olur. İstikrarlı ekonomilerde paranın gücü vardır. Onuru vardır, haysiyeti vardır. Ne yazık ki Erdoğan Şahsım Hükümetleri, milli paramızın onurunu da, haysiyetini de yok etti. Milli paramızı pul etti. Paramızın bereketini kaçırdı. Şimdi elimdeki bu 100 lirayla 2009’un Eylül ayında, yani tam 12 yıl önce, 440 tane yumurta alıyorduk, bugün ancak 97 tane alabiliyoruz. 114 kilo domates alıyorduk, şimdi ancak 21 kilo domates alıyoruz. 101 kilo patates alabiliyorduk, şimdi sadece 33 kilo alabiliyoruz. 103 kilo kuru soğan alabiliyorduk, şimdi 43 kilo alabiliyoruz. 52 paket makarna alabiliyorduk, şimdi sadece 15 paket alabiliyoruz. 31 kilo nohut alabiliyorduk, şimdi 8 kilo alabiliyoruz. 21 litre ayçiçek yağı alabiliyorduk, şimdi ancak 5 litre alabiliyoruz. 17 kilo tavuk eti alabiliyorduk, şimdi 5 kilo alabiliyoruz. Hâsılı 100 lira ilk çıktığında aldığımız pirinci, makarnayı, eti, yumurtayı, yağı bugün almaya kalksak, artık bu elimdeki 100 Lira yetişmiyor. Şimdi bunun yanına bir 100’lük banknot daha, o da yetmiyor bir 100’lük banknot daha, o da yetmiyor bir 100’lük banknot daha koyuyoruz. Yanına da iki tane 20’lik banknot gerekiyor. Bu da TÜİK’in marketine göre… Yani 2009 yılında 100 lira verip aldığımız malı bugün almak istesek bu kadar banknot veriyoruz. Bu da biraz önce söyledim TÜİK’in marketinde böyle. Çarşıya, pazara bu banknotlar da yetmez. Erdoğan Vesayet Rejiminin ülkeyi getirdiği yer işte burası. Milletin eriyen satın alma gücü. Artan hayat pahalılığı, şişen etiket fiyatları…

YENİ ZAMLAR YOLDA

TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre, son bir yılda tüketici fiyatları bugün açıklandı yüzde 19,6 artmış. Üretici fiyatları da yüzde 44 artmış. Bağımsız iktisatçıların görev yaptığı Enflasyon Araştırma Grubuna göreyse, tüketici enflasyonu son bir yılda yüzde 45’e dayanmış. TÜİK’in tüketici fiyatlarıyla arasındaki makas 2 kattan fazla. Önümüz kış. Enerji zamları yağmur gibi yağmaya başladı. Doğalgaz son bir yılda yüzde 20 zam gördü. Elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 29 arttı. Yeni zamlar da yolda. Genel Başkanımız şirketleri açıkça uyardı. “Varsa bir sıkıntınız, bunu millete yansıtmayın” dedi. “Sıkıntınızı Erdoğan Şahsım Hükümeti ile çözün. Çünkü millet zaten perişan. Zamlı elektrik faturalarının altından bu millet artık kalkamaz” dedi.

EŞEL MOBİL İFLASIN EŞİĞİNDE

Yine TÜİK’e göre son bir yılda, benzine yüzde 16, LPG’ye yüzde 27, Mazota yüzde 23 zam gelmiş. Bunlar da vergiler düşürülerek makyajlanmış zamlar. Ama akaryakıtta eşel mobil sistemi artık iflasın eşiğinde. Zamların büyüğü de heybede. Bu zamları da mı zincir marketler yapıyor. Hayır. Bu zamları Erdoğan yapıyor. Yine son bir ayda TL’de yaşanan ciddi değer kaybı da, fiyat etiketlerine henüz yansımadı. Bir de bunun dışında pandemide indirilen vergi oranları da, yeniden arttı. Bütün bunlar fiyat etiketlerine yansıyacak. Bu kış maalesef çok zor geçecek.

SARAY’DA EKMEK ELDEN SU GÖLDEN

Mutfaklar, sofralar yangın yeri. Millet market raflarına, pazar tezgâhlarına yaklaşamıyor. Ama bu arada, Sarayın mutfak masrafındaki fahiş artışa bakan da yok. Bir yılda sarayın mutfak masrafı yüzde 65 artmış. Nasıl olsa devletin cebinden çıkıyor. Bunu denetleyen de yok. Ondan sonra Saray’ın kibirlisi çıkıyor, Tanzim Satış Mağazasında alışveriş arabasının önünde poz verip, “Fiyatlar gayet uygun” diyor. E Saray’da ekmek elden, su gölden… Birde sorun bakalım bu fiyatlar emekliye göre uygun mu? Asgari ücretliye göre uygun mu? Ne deyim? Utancı gidenin, kalbi de ölür.

ENFLASYON ŞAHLANDIYSA SEBEBİ BELLİ

Sarayın bildiği bir başka şey de, tanzim satış mağazası açmak. 2 yıl önce; milleti kış gününde ucuz patates, soğan için, tanzim satış çadırlarında kuyruklara soktular. Ondan sonrada bunlara “varlık kuyruğu” dediler sıkılmadan. Şimdi 1000 adet tanzim satış marketi açacaklarmış. Yani benim oğlum bina okur. Döner döner yine okur meselesi. Einstein’ın meşhur bir sözü var. “Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek, deliliktir” diyor. Ne yazık ki; Erdoğan Şahsım Hükümetinin uygulamaları yüzünden, bu sözü çok sık kullanır hale geldik. Hatalardan ders çıkarmak yerine, aynı hatalarda ısrar ediyorlar. Sorumluluğu üzerlerinden atmak için, dikkatleri kendi beceriksizliklerinden uzaklaştırmak için, hep aynı oyunu oynuyorlar. Oysa bugün enflasyon şahlandıysa sebepleri bellidir. Hayat pahalılığının nedeni üretimle büyüyen değil, borçla şişirilen ekonomidir. Gelirle değil krediyle pompalanan tüketimdir. Bu nedenle azan cari açıktır. Hayat pahalılığının nedeni, kayınpeder ve damadın bir olup, Merkez Bankasının 128 milyar dolarlık rezervini buharlaştırmasıdır. Bugün bu döviz rezervleri yerinde dursaydı, Türk Lirası rüzgârın önündeki yaprak gibi böyle savrulur muydu? Hayat pahalılığının sebebi; faiz sebep, enflasyon sonuç zırvasıyla, Türk Lirasının değerinin pul edilmesidir. Yine hayat pahalılığının nedeni, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, araç bağımsızlığına çöken Erdoğan’ın, bankanın itibarını yerle bir etmesidir. Enflasyonla mücadelede bankayı etkisiz hale getirmesidir.

MERKEZ BANKASI’NA 90 YILDA 25 BAŞKAN, DÖRT TANESİ SON ÜÇ YILDA

Dün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 90. Yaş günüydü. 90 yılda bu göreve Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna 25 başkan oturmuş. Bunun dördü son üç yılda. Bankanın 90 yıllık tarihinde böyle bir dönem yok.

BU MALİYETLERLE, TOHUM TARLAYLA BULUŞMUYOR

Yine bugün fahiş fiyat artışları oluyorsa, sebebi tarladan sofraya kadar gıda güvencesini sağlayacak, bir gıda ve tarım politikasının olmamasıdır. Bugün çiftçi tarlasına küstüyse sorumlusu kim? Ülkeyi 19 yıldır kim yönetiyor? Elbette Erdoğan ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetleri. Ondan sonra beceriksiz Tarım Bakanı çıkıyor, “Çiftçi kardeşlerim maliyetteki artıştan endişe etmeyin, gönüllerinizi ferah tutun. Tohumu toprakla buluşturmaya devam edin” diyor. Sayın Bakan, lafla peynir gemisi yürümez. Bugün, 120 litrelik bir traktör deposu, geçen yıla göre, 164 lira daha pahalıya doluyor. Son bir yılda, DAP gübre yüzde 142, ÜRE gübresi yüzde 120 zam gördü. Azotlu gübreleri hiç konuşmuyorum bile. Bu maliyetlerle çiftçi tarlasıyla tohumu nasıl buluşturacak Sayın Bakan bir söyler misiniz? Ülkede gübre yok. Bir de bu çıktı. Kısa vadede, ürünü değil, bari girdiyi ithal edin. Çiftçiye tarlasına atacak gübre bulun. Ama uzun dönemde de tarımsal girdilerde ülkenin kendi kendine yeterliliğini de sağlayın. Üründe de böyle.

GÜBRE ATMANIN MALİYETİ KÜÇÜK BİR SERVET OLDU

Şimdi döviz kurları şahlanınca, girdi fiyatları da şaha kalkıyor. Ürün fiyatları ise, girdi fiyatlarına yetişemiyor. 2002’de 1 ton buğday satan çiftçi 923 kilo gübreyi alabiliyordu. Bugün ancak bunun yarısı 438 kilo gübre alabiliyor. Ekim’den öncesi gübre atmak, çiftçilerimiz için artık küçük bir servet haline geldi. Çiftçi gübre atsa maliyeti artacak, fiyatlar yukarı gidecek. Gübre atmazsa da verim düşecek, fiyatlar yine yukarı gidecek. Tüm bunların sorumlusu kim? O, bu, şu değil. Hep diyoruz; Erdoğan Şahsım Hükümeti sebeptir. Hayat pahalılığı ise sonuçtur.

İLİKLENECEK İLK DÜĞME BU HÜKÜMETİ SANDIKTA GÖNDERMEK

Sorunları çözmeye de işte buradan başlamamız gerekiyor. Erdoğan’ı evvela acilen sandıkta evine göndermek, ondan sonra da, tarladan sofraya kadar, zincirdeki tüm sorunları, birer birer çözmek. Ciddi bir üretim planlamasıyla, doğru dürüst desteklerle, tarım sektörüne stratejik önem vererek, biz tüm bu sorunları çözeceğiz. Biz hazırız. Planlarımız, projelerimiz hazır. Artık seçimin gününü, vaktini, saatini bekliyoruz.

DOLAR UÇTUKÇA GARANTİLİ PROJELERİN YÜKÜ KATLANIYOR

Döviz kurlarındaki artış, sadece fiyat etiketlerini şişirmiyor. Bir zamanlar Erdoğan’ın, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak”, diyerek pazarladığı, döviz garantili kamu-özel iş birliği projelerinin, millete yüklediği yükü de şişiriyor. Erdoğan’ın verin kardeşinize yetkiyi, şunla bunla nasıl uğraşılır dediği gün, tekrarlıyorum dolar kuru 4 lira 65 kuruştu. Bugün 8 lira 85 kuruş. Üç yılda dolar kurundaki artış nedeniyle sadece yol, otoyol, köprü ve tüneller için, yandaş müteahhitlere dolarla avroyla verilen, gelir garantisi nedeniyle milletin sırtına 101 milyar lira ilave yük yüklendi. O da şimdilik… Dolar uçtukça, bu yük de katlanacak.

NEREYE KAÇIYORSUNUZ BEYLER…

Şimdi Erdoğan Şahsım hükümetlerinin, ülkemizin geleceğini peşkeş çektiği, bu havuz müteahhitlerinin, ellerindeki malı mülkü nakde çevirip, yurtdışında hayat kurmaya hazırlandıklarını duyuyoruz. Satılan şirketlerin haberlerini de gazetelerde okuyoruz. En son bir enerji şirketini İngilizlere sattılar. Peki, ne oldu yerlilik, millilik? Nereye kaçıyorsunuz beyler? Bu milletin 19 yıldır iliğini sömürdükten sonra, kemiğini sömürdükten sonra, hesabı ödemeden masadan kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

PANDORA BELGELERİYLE PANDORA’NIN KUTUSU AÇILDI

Dün gece dünyada büyük bir skandal patladı. 117 ülkeden, 600’den fazla gazeteciden oluşan, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu, büyük bir gazetecilik başarısına imza attı. Yaklaşık 12 milyon belgeyi inceleyerek, vergi cennetlerine aktarılan trilyonlarca doları, gözler önüne serdiler. Pandora belgeleriyle, Pandora’nın kutusunu açtılar. Bu arada Erdoğan’ın sarayını yapan, şehir hastanelerini işleten müteahhitlik firmasının, Türkiye’de kazandığı paraları, yurtdışındaki vergi cennetlerine kaçırdığı da bu belgelerde iddia edildi. Bu şirketin tek bir yılda, vergi cennetlerine kaçırdığı paranın, 211 milyon dolar olduğu söyleniyor.

105 MİLYON DOLARLIK BAĞIŞ

Bir de bu off-shore hesaplardan, adresi şimdilik belirsiz, 105 milyon dolarlık bir bağış yapıldığı söyleniyor. 105 milyon dolarlık bağış! Ancak devletten devlete yapılabilecek büyüklükte bir bağış. Bunu, bu şirket acaba kime, kimlere ne için yaptı? Bu ülkede asgari ücretten, milletin yediği ekmekten bile vergi alınırken, Türkiye’deki tüm ihaleleri toplayan bu kişilerin, Türkiye’de kazandığı parayı, vergi cennetlerine kaçırması, götürmesi hangi vicdana, hangi izana sığar.

HIRSIZ EVDEN OLURSA, MANDAYI BACADAN AŞIRIR

E ama, atalarımız diyor ki, “Hırsız evden olursa, mandayı bacadan aşırır”. Tabi bu arada manda demişken de, Man Adası skandalını unutmak da olmaz. Bu ülkeyi yönetenlerin akrabayı taallukatının vergi cennetlerinde yaptığı işleri daha henüz unutmadık. 15 yıl önce vergi cennetlerine aktarılan paralar için, yüzde 30 vergi kesintisi yapılacağı, Kurumlar Vergisi Kanunu ile hükme bağlanmıştı.

TÜRKİYE’Yİ DÜNYANIN EN BÜYÜK KARA PARA AKLAMA MAKİNESİNE ÇEVİRDİLER

Ama Erdoğan Şahsım Hükümetleri, nedendir bilinmez 15 yıldır hangi ülkelerin, vergi cenneti olduğuna dair listeyi bir türlü yayımlamadı. Dolayısıyla da yüzde 30 vergi kesintisi yapma hükmü işletilmedi. Onun yerine Erdoğan Şahsım Hükümetleri çıkardığı mali aflarla, yurtdışına vergi ödememek için kaçırılan milyarları, yine sıfır vergiyle Türkiye’ye sokulmasına izin verdi. Türkiye bu uygulamalarla dünyanın en büyük kara para aklama makinesine çevrildi. Bakalım ilerleyen günlerde Pandora’nın kutusundan, başka kimlerin adı ortaya çıkacak. Daha kimler vergi cennetlerine paraları kaçırmış göreceğiz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Hak yerde kalmaz. Haramın temeli olmaz. Bu yapılanlar burunlardan fitil fitil gelir.

BU HÜKÜMET TOPAL ÖRDEK, TAHTEREVALLİ GİBİ GİDİP GELİYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti artık yolun sonunda. Yani artık topal ördek. Şimdi siyasi ömrünü uzatmak için, Moskova ve Washington arasında, tahterevalli misali gibi gidip geliyor. Bir gün Biden’ın dostu oluyor, ertesi gün Putin… İşin kötüsü muhatapları Erdoğan’ın zaafının da farkında. Bu zaafı Türkiye aleyhine kullanmaktan da hiç çekinmiyorlar. Erdoğan ve avenesi bir gün çıkıyor, “S-400’lerde ikinci paket görüşmeleri sürüyor” diyor. Ertesi gün çıkıyor; “Pahalı olmasına rağmen Patriot alabiliriz” diyor. Amerika’dan yüz bulamayınca, Rusya’nın gönlünü yapmak için, yeni nükleer santrallere göz kırpılıyor. Milletin kesesinden sağda, solda caka satılıyor.

NÜKLEER SANTRAL ÜLKENİN BOYNUNA VURULACA KAPİTÜLASYON

Mersin’de nükleer santral yapıldı da ne oldu? Yapılan santralin de, burada üretilecek elektriğin de tek sahibi Rusya. Türkiye sadece müşteri bu elektriğin müşterisi. Ama ne biçim bir müşteri… 15 yıl boyunca buradaki elektriğe kilovat saatine, 12,35 sentten alım garantisi veren bir müşteri. Dünyanın en pahalı elektrik enerjisini kullanacağız. Şimdi diyorlar ki, bundan iki tane daha yapalım. Bu Türkiye’nin boynuna vurulacak, büyük bir ekonomik kapitülasyondur. Erdoğan için artık yapılacak en iyi şey bellidir. Milletin sırtına, daha fazla ekonomik kapitülasyon yüklemeden, “Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten” demenin tam zamanıdır.

BİZ GELECEĞİZ, HAYAT BAYRAM OLACAK

Son sözümüz milletimize… Umutsuzluğa yer yok. Ülkemiz büyük bir ülke. Milletimiz büyük bir millet. Ülke iyi yönetilirse her sorunun çözümü var. Biz ilk seçimde işbaşına geleceğiz. Millet rahat bir nefes alacak. Büyük bir kucaklaşma olacak. Endişeler son bulacak. Artık kimse bu milletin fertlerini bölüp, parçalayamayacak. Bağımsız yargı olacak. Özgür medya olacak. Birinci sınıf bir demokrasi olacak. Herkes canından, malından, geleceğinden emin olacak. Herkesi kucaklayan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacak. Devlet yönetiminde liyakat olacak. İstişare olacak. Borçla değil, üreterek büyüyeceğiz. Bu topraklarda dijital devrimin önünü açacağız. Gençlerimizin yanında olacağız. Eğitimde fırsat eşitliğini yeniden sağlayacağız. Dünyayla yarışacak bir ekonomi için, üreticilerimizin karşısında değil, yanında dostu olacağız. Tarımda yeniden kendi kendine yeten bir ülke olacağız. Büyürken kimseyi geride bırakmayacağız. Herkesin aşı olacak, işi olacak. Çokça kazanıp, hakça bölüşeceğimiz bir ülke olacak. Büyürken, enflasyonu, borcu büyütmeyeceğiz. Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız. Derelerimize, ormanlarımıza, dağımıza, taşımıza, kurdumuza, kuşumuza, gözümüz gibi bakacağız. Yurtta sulh cihanda sulh ilkesine dayanan milli ve onurlu bir dış politikamız olacak. Kısacası, biz işbaşına geldiğimizde, memlekette hayat bayram olacak. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Erdoğan Şahsım Hükümetinin de, onun vesayet rejiminin de notunu milletimiz verdi. Tasdiknamesini de hazırladı. Ellerine tutuşturmak için de, milletimiz sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

  1. söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- CHP’den milletvekili, belediye başkanı ve ilçe başkan adayı olan Saim Diken’in partilileri 1 milyar lira dolandırıp yurtdışına kaçtığı iddiaları var. Size gelen bir bilgi oldu mu bu hususa ilişkin?

Faik ÖZTRAK- Hayır. Kendisi bu görevlere bir kere aday gösterilmemiş, kendisi aday adayı olmuş. Partimiz aday yapmamış. Partimize henüz ulaşan bir şikayet de yok. Şimdi yani 1 milyar lira bir paradan bahsediyoruz. Bunu sorana siz sayı saymayı biliyor musunuz derler.

Soru- Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkanvekili ve eski Meclis Başkanı İsmail Kahraman anayasanın ilk dört maddesini hedefe koydu. (Kahraman’ın) “Dindar bir anayasa yapalım, değişmez maddeler anayasaya konmamalıdır. Milletin isteği halinde değiştirebilir” açıklamasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Valla bu yeni anayasa meselesini sürekli gündemde tutan Tayyip Erdoğan ve onun küçük ortağı. Bizim Cumhur İttifakı’nın bu anayasa çalışmasıyla herhangi bir ilgimiz yoktur. Ama bizim ilk dört madde konusundaki görüşümüz son derece nettir. Bu maddeler bizim kırmızıçizgimizdir. Bu anayasa çalışmasının ortaklarından biri olan Sayın Bahçeli bu soruların esas muhatabıdır. Bu sorunun ona sorulması lazım.

Soru- Osmangazi Köprüsü’nü yapan şirkete 19 yıl için 13 milyar dolar garanti verildiği söyleniyor. Bu süre içinde ise köprünün müteahhitlere masrafının ise 3 milyar dolar olduğu hesaplandı. Siz devletin kasasından çıkacak fazladan para için nasıl bir yorum yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Bizim zaten bu köprülerin, otoyolların, tünellerin maliyetlerinin çok üstünde bir bedelle yapılmasına ciddi bir karşı çıkımız vardır. Buna soygun düzeni diyoruz biz. Yoksa sağlam yapılan köprülerle, doğru yapılan yollarla, tünellerle çevreyi tahrip etmeyen havaalanlarına bizim karşı çıktığımız yok. Bizim iktidarımızda da bunları yapacağız. Burada önemli olan bunların makul fiyatlarla yapılması ve ödenen her bir bedelin hesabının milletimize verilmesidir.

Soru- Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarına dörtlü Millet İttifakı bileşenlerinden sonra Gelecek ve DEVA Partisi de katıldı. Babacan’ın “Cumhur İttifakı’yla olmayacağız” açıklamasından sonra Davutoğlu da “Türkiye’yi yolsuzluk girdabına düşürenlerle hiçbir ittifak işbirliğini doğru görmem” diyerek tavrını ortaya koydu ve bir kurtlu bulgur tartışması da açtı. Eski partisini, iktidarı bulguru kurtlandırmakla suçladı. Bu çıkışlara ilişkin sizin yorumunuz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- 19 yılda Erdoğan Şahsım Hükümetinin ülkede bereketi kaçırdığını biz de söylüyoruz. 19 yılın sonunda millete pirinç vaat edenler, bunu 2023’te 100. yıl hedeflerinden de görüyoruz. Milletin önüne kurtlu bulgur koymuştur. Biz bu ülkedeki partilerin kahir ekseriyetinin demokrasiden, yeni ve güçlendirilmiş parlamenter sistemden yana açıklamalarını son derece değerli buluyoruz.

Soru- AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş Millet İttifakı için “Düşük profilli bir aday bulmak zorunda” açıklamasında bulundu. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Kurtulmuş niyet okumayı bıraksın. Adayımızın profilini çok merak ediyorsa yapacakları iş basit, bir an önce sandığı getirsinler adayımızın profilinin yüksek mi, düşük mü olduğunu görsünler.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu KHK ile ihraç edilenleri bir hafta içinde göreve iade edeceklerini söyledi. Açıklamaların ardından iade ölçüsünün formülünün ise ne olacağına ilişkin kamuoyunda merak oluştu. Ceza alanlar, almayanlar var. İade formülü nedir ayrıntı verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Bu pek çok kez bize soruldu. Genel Başkanımıza da soruldu. Defalarca bu soruya cevap verdik. Haklarında mahkemelerce kesinleşmiş bir ceza kararı olmayan herkesi görevine iade edeceğiz.

Soru- Efendim dünkü parti kampının ardından Sn. Genel Başkan gazetecilerle yaptığı görüşmede HDP’yle ilgilide sorulara cevap vermişti. Tutum belgesini olumlu bulduklarını söylemişti ve “Tüm siyasi partilerle görüşen tek partiyiz. HDP’yle de mekan olursa, zaman olursa görüşürüz” ifadelerini kullanmıştı. AK Parti’den eleştiriler var bu açıklamalara. Gizli bir ittifak var HDP’yle aralarında diye. Aynı zamanda da daha öncesinde Kılıçdaroğlu’nun Meclis’i çözümün adresi olarak göstermesi açıklamasını da hatırlatarak zaten HDP’nin tutum belgesine de böylece ön alınmış oldu ifadeleri var. Nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, bizim hiç kimseden gizlimiz, saklımız olmaz. Biz hep şunu tekrarlıyoruz, ülkenin tüm meselelerinin çözüm yeri Parlamento’dur. Parlamentoda da hiçbir şeyi gizli saklı yapamazsınız. Her şey milletimizin gözü önünde olur ve sonunda milletimizin takdiri ortaya çıkar.

Teşekkür ediyorum.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL