TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 362.213
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 28.465
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 198
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 29.160
Köşe Yazısı

EKOETİK ELEŞTİRİ VE EDEBİYAT

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremiyeceksiniz.” Sait Faik Abasıyanık- Son Kuşlar ulaskeskin@yahoo.com                 Ekoeleştiri, Türkçe bir kısım çevirilerde çevrecieleştiri karşılığında kullanılıyor. Esasen “ekolojik prensiplerin..

EKOETİK ELEŞTİRİ VE EDEBİYAT

“Dünya değişiyor dostlarım.
Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde
artık esmer lekeler göremiyeceksiniz.”

Sait Faik Abasıyanık- Son Kuşlar

ulaskeskin@yahoo.com

                Ekoeleştiri, Türkçe bir kısım çevirilerde çevrecieleştiri karşılığında kullanılıyor. Esasen “ekolojik prensiplerin edebiyata uyarlaması”  olarak da tabir edilebilecek çevrecieleştirinin kökenleri oldukça eskiye dayansa da “edebiyat” ve “ekoloji” disiplinleri ilk kez 1978 yılında, William Rueckert tarafından kaleme alınan “Edebiyat ve Ekoloji” makalesinde kendine yer edinmiştir. Özellikle İngiliz romantiklerinden William Blake, William Wordsword gibi şairler doğa yazını hakkında birçok şiir kaleme almalarına karşın 1970’lere kadar bu metinler sistematik bir şekilde ekoeleştirel bir yaklaşım ile incelenmemiştir. Bir metnin ekoeleştirel şekilde incelenmesi için ise sadece doğa betimlemelerinin tespit edilmesi yetersiz bir yaklaşım olacaktır. Öncelikle bir metne ekoeleştirel bir atıfla bakabilmemiz için ekoetik kısmına bakmamız gerekir. Metnin insanı merkez alıp almadığı, insan dışı canlılara ne tür bir bakış açısı olduğu ya da son dönemlerde adını sıklıkla duyduğumuz “yavaş şiddet” –nükleer atıklar vs.- gibi zamana yayılarak sonuçlarını çok sonra gösteren şiddet türünü konu edinip edinmediğine bakılmalıdır. Dolayısıyla durum tespitinden ziyade kurmaca bir metnin öncelikle ekoetik sınırlarına bakmak daha yerinde bir araştırma olanağı sunacaktır.
Özellikle 90’lı yıllarda Amerika’da edebiyat ve çevre eleştirileri nasıl anlatılabilir sorusundan hareketle ivme kazanan ekoeleştiri, nihayet Amerikalı bir akademisyenin  (Cheryll Glofety) iki yüze yakın akademisyene çağrısı sonucu bir antoloji hazırlaması ile son bulmuştur. Türkçeye “Ekoeleştiri Okumaları ve Ekoeleştirinin Dönüm Noktaları” olarak çevrilebilecek bu başat kitaptan sonra Amerika’da birçok çalışmanın da önü açılmıştır. Günümüze gelindiğinde ise ekoeleştiri; posthümanizm etrafında hayvan çalışmaları, nesne odaklı ontoloji ve yeni maddecilik gibi birçok “yeşil okuma” alanı ortaya çıkarmıştır. Yeşil okumanın en önemli noktalarını ise bir edebî metnin doğayı tasvir edişi,  çevresel tahribatın doğurduğu sonuçlar gibi izlek-tema-karakter- zaman- mekân bağlamında incelenmesi oluşturuyor. Bunun yanında “yeşil okuma” 90’lı yılların sonunda ağır tahribata uğramış insanların ne çeşit bir şiddete maruz kaldığını anlamlandırmamızı sağlıyor. Bilhassa sömürgesonrası edebiyatta misal Nijerya, Sudan gibi toplumlarda kolonyal baskının neleri görünür kıldığını ya da bu toplumlarda hangi yaranın sürdüğünün izlerini de barındırıyor. Bir nevi mağdurların dilini konuşan ekoeleştirel metinler bu tür toplumları mercek altına almamıza imkân tanımış oluyor.
21. yüzyılın en çok konuşulan yeni-materyalizm(Antroposen) gibi insan sonrası kuramlardan da teorik ekoeleştirinin çok fazla faydalandığı görülmektedir. Bu pencereden bakıldığında hayvanların, bitkilerin ya da başka bir ifadeyle insan dışındaki “failliğin” haklarını gözeten ekoeleştirinin bundan böyle pek çok çalışmanın da ön ayağı olacağı aşikârdır.  Eğer günümüzde yaşadığımız pandemi sürecindeki insanı makineleştiren dolayısıyla birçok diyalektiği iğfal süreci düşünürsek yeni-materyalizmin her türlü biyolojik teması konu alması kaçınılmazdır. Böylelikle edebiyata yepyeni bir kurgu alanı ortaya doğacaktır.
Türkiye’de ise 2000’li yıllardan itibaren ekoeleştiri bir disiplin olarak yerleşmeye başlamıştır. Gerek akademi alanında gerekse dergicilik anlamında edebiyatta ekoeleştirinin mümkün olup olmadığını tartışan birçok inceleme yapılmış ve bu çalışmalar hızla devam etmektedir. Sait Faik, Latife Tekin, Asuman Susam, Elif Sofya, Bilge Karasu, Sema Kaygusuz, Yaşar Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler ekoeleştirel olarak incelenmektedir.
Yakından bir okuma ile ekoeleştirel metinlerin aynı zamanda insanın varlık problemlerine işaret ettiği de görülecektir. Bu bakımdan insanın varlığı ile kurduğu ilişkiyi de sorgu süzgecinden geçiren çalışmalarla ilerleyen günlerde sıklıkla karşılaşacağız. Varoluşsal bir düzlemi doğrudan içinde barındıran ekoeleştiri; insanın varlık şeklini, bedeni, yaşam kodlarını, evin sınırları gibi mevhumlara yeniden bakmamıza vesile olmaktadır.
Sonuç yerine özellikle sömürgessonrası toplumlarda görülen cinsiyet eşitsizliği, adaletsizlik gibi kavramları çok boyutlu bir farkındalık alanında işleyen ekoeleştiri, gözden çok uzak görünen hatta insan dışı varlıkların yaşadığı görünmez şiddeti –ki çoğu kez şiddet dahi saymadığımız- tahayyül etmemizi sağlamaktadır. Dolayısıyla bu şiddetin metinlerde nasıl temsil edildiği ekoetik bir çerçevede incelemesi okura disiplinlerararası, kolektif bir bakış açısı kazandıracaktır.

 

 

YORUMLAR (1)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL