HALİL SAMAKOF’UN TERZİ DÜKKÂNI..      

       Hilmi DİNÇER  hdincer@kesanpostasi.com     Aslen Meriç’li olan ve Vergi Dairesi memurluğundan ayrıldıktan sonra İpsala’da uzun yıllar çeltik eken ve hatta su sıkıntısının olduğu yıllarda yatık motoru mühürlenen ve kaçak su almak amacıyla mühürü söktüğü için hapis yatan Aziz Aga  ile İpsala’da Halil Samakof’un terzi dükkanında tanışmıştım..Halil Ağabey’in terzi dükkanına, liseyi bitirdiğim...

Yazar: Hilmi Dinçer - Yazının Tarihi: 1 Aralık 2018 - Okunma Sayısı:144 defa okundu.

       Hilmi DİNÇER

 hdincer@kesanpostasi.com

 

 

Aslen Meriç’li olan ve Vergi Dairesi memurluğundan ayrıldıktan sonra İpsala’da uzun yıllar çeltik eken ve hatta su sıkıntısının olduğu yıllarda yatık motoru mühürlenen ve kaçak su almak amacıyla mühürü söktüğü için hapis yatan Aziz Aga  ile İpsala’da Halil Samakof’un terzi dükkanında tanışmıştım..Halil Ağabey’in terzi dükkanına, liseyi bitirdiğim ve hukuk fakültesini kazandığım halde gitmeyerek, öğrenimime kasten  bir yıl ara verdiğim ve de Edirne’de geçirdiğim, üç yatılı yıl sonunda İpsala’yı yeniden tanımaya başladığım günlerde, gitmeye başlamıştım.

Bu ara yılıma kayıp olarak bakmıyorum. Çünkü; bu süre zarfında, İpsala’ya ilk kütüphaneyi kazandırmış, ilk orkestrayı kurmuş, formalarını kendimizin boyadığı Ümit Spor ile İpsala’daki futbol sevgisini yeniden canlandırmış,İpsala’da ilk defa bir gençlik gecesi düzenleyerek,İpsala’yı tek kişilik bir oyun olan ve de Hilmi Peremeci’nin başarı ile oynadığı “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu ile tanıştırmış ve hatta Hilmi, ile beraber PE_Dİ reklam diye bir büro kurarak esnafa reklam gereğini öğretmiştik.

Halil Ağabey Behice Boran döneminde TİP ‘i İpsala’da kuran kişi idi. Ama itiraf etmeliyim ki beni o dükkana çeken O’nun siyasi görüşleri değildi. O dükkan ;oraya gelenlerden öğrendiklerimle benim ikinci okulum olmuştu.Hani derler ya diz boyu sohbet vardı .Kimler mi vardı? Kimler yoktu ki….!Parlak Hasan,Hamit Uysal,Cemil Biner,Akgün Başyiğit, Keçi Kamil,Erdoğan Özkan, Gürkan Tünay v.s….

İpsala’da tanıdığım her terzi gibi Halil Ağabey de Türk san’at müziğini çok seviyor ve hatta bütün makamları biliyordu. Tüm terziler biliyordu çünkü; onların radyoları hiç susmaz ve onların yalnızlıklarını,sıkıntılarını paylaşırdı.O günlerde yukarıda saydığım ve de bizden oldukça yaşlı olan gurup biz gençlere komünist olarak takılır ve bizlere yapağı taşaklılar diyerek hitap ederlerdi…..! Ayrıca bizi tahrik ederek, siyasi tavrımızı öğrenmeye çalışırlar, ama; bize hep ders verirlerdi.Örneğin;”düven üstünde namaz kılmak” deyimini ilk kez orada duymuştum.

Yaz sıcağında ,üç aylarda asla içmeyen ama diğer aylarda en az günde bir büyük deviren,Bekir Dayım’ın karşıdaki fırınından taze kara fırın ekmeği alınır,lök gibi bir deve ayranı yapılarak,soğan ve kara zeytin ile birlikte yenilirdi. Gürkan Ağabey bu saatleri hiç kaçırmazdı…! Yazıcı Cemil Biner ile ortaklık yapıp,Ankara’da maden aramaya giden ve sermayeyi kediye yükleyerek dönen Çorbacı Rasim’in olayları kalın dudakları arasından çıkan ve pek anlaşılamayan sözleriyle dinlemek ve de gülmek tarifi zor bir hazdı…!

Göbeği nedeniyle pantolonları hep göbeğinin altında düşük olarak duran ve dudaklarının üzerindeki ince bıyıklarla çevrelenmiş ağzından sanki her zaman akacak suları toplamak için ağzından içeri doğru derin nefesler alan Halil Ağabey’in; futbolcu güp güp Metin’e sataşmalarını dinler ve hatta bir keresinde Nizam’a yazı yazdırıp O’na bölgeden üç maç ceza aldırarak takımdan atmasıyla ilgili olayları konuşur gülerdik.Gülerdik gençliğimizin o mutlu yıllarında..

.       Keçi Kamil mübalağasız  en az yüz elli kilo gelen biriydi ve hayatta çalışmayı hiç sevmemişti. Çok şişman olduğu için hanımı O’na gübre çuvallarından özel don dikermiş. Bir gün Keçi Kamil , Hamit uysal ile birlikte Edirne’de yapılan Kırkpınar güreşlerini izlemeye gitmiş.Akşam da Hamit Uysal’ın oğlu  ki ;o günlerde Edirne Ticaret Lisesinde okuyordu, Latif’in evinde kalmışlar.Yatma zamanı herkes soyunmaya başlamış. Ve herkes gibi Keçi Kamil de soyunmuş. Ama ,aman yarabbim..! Kamil Ağabeyin kıçının tam ortasına gelen yerde ve de gübre çuvallarından yapılma donun üzerinde % 25 Azot yazıyor. Bu durum karşısında orada bulunan herkes gülmeye başlamış ve sabaha kadar uyuyamamışlar.! İşte Aziz Aga’yı da benim ikinci okulum dediğim Halil Ağabey’in terzi dükkânında ve bu güzel insanların sohbetleri içersinde tanımıştım.

Aziz aga’nın oğlu, sanayide büfe çalıştırıyormuş ve onlar da benim gibi Keşan’a taşınmışlar. Oğluna yardım ediyormuş. Tam kalkacakları sırada gazeteler geldi.”Biraz daha duralım da gazeteleri de alıp gidelim “ dedi, takside bekleyen oğluna.Ne gazetesi alıyorsun diye sorunca;”sabah ve bir de çıplak kadın fotoğraflı gazete alıyorum “dedi. Neden? “Eh öyle istiyorlar. Ben ne yapayım” dedi. Gazeteler açıldı….Dikkat ettim Cumhuriyet gazetesi yoktu. Recep’e neden Cumhuriyet yok? Diye sorduğumda;”iki öğretmen okuyordu. onlar da tatile çıkınca satılmadı. Şimdi de gazeteci göndermiyor” dedi.Aziz Aga’nın  elinde, ekonomik nedenlerden dolayı her gün ağlamaktan gözleri şişen esnafın gazetesi çıplak kadın resimli bulvar ve mahalle bakkalının satamadığı Cumhuriyet gazetesi. Yüreğim mi yok olan, yoksa; ülkem mi…?.Acı kapladı içimi..!.

Not: Bu yazı “Nazım ve Keşan’da Bir Gecenin  Anatomisi” kitabımdan bir alıntıdır.

Bir Yorum Yazın

Arşiv

Reklam Alanı