Güncel

Kamusal Yaşama Laiklik İlkesine Aykırı…

Kamusal Yaşama Laiklik İlkesine Aykırı…

ÇALIŞMA DÜZENİ GETİRİLMESİNE HAYIR!

 

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel  Özlük Hukuk TİS  Sekreteri Engin Çoğal, Cuma genelgesi ilgili yazılı bir açıklama yayınlayarak, bu konuda dava açacaklarını belirtti.

Çoğal’ın açıklaması şöyle;

Kamu emekçilerinin çalışma saatlerini Cuma namazına göre düzenleyen Başbakanlık genelgesi bir kez daha göstermiştir ki; Devletin değiştirilmesi teklif dahi edilemez temel niteliği olan LAİKLİK ilkesi giderek ortadan kaldırılarak, siyasal islama uygun bir hukuksal rejim ve yaşam biçimi inşa edilmektedir.

 

engin çoğalAncak, Anayasanın 2.,4., 5. ve 24. maddeleri uyarınca tüm yurttaşlar, devlet ve devleti temsil eden tüm idarelerden; yönetsel eylem ve kararlarında laiklik ilkesine uygun bir hukuksallık beklemek HAK ve YETKİSİNE sahiptir. İdare, yönetsel düzenlemelerinde, dini kuralları değil, anayasa ve yasalarda belirtilen hukuki kural ve esasları baz almak zorundadır.

 

İnanç ve ibadet özgürlüğü, devletin tüm inanç ve ibadet biçimlerinden bağımsız ve tümüne eşit mesafede olmasını gerektirir. Zira, Anayasanın 24. maddesi “kimsenin, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını” düzenlemiştir.

 

Kamu Görevlileri Sendikaları Ve Toplu Sözleşme Kanunu 19/f hükmünden aldığımız yetki ve konfederasyonumuz tüzüğünün amaç maddesinde verilen “Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Bağımsızlığını, Egemenliğini, Ulus ve ülke bütünlüğünü, laik düzenini, Demokratikleşme ve Çağdaşlaşma hedefini geliştirerek korumak” görevimiz gereğince, kamu emekçilerinin çalışma saatlerini Laiklik ilkesine aykırı kurallara göre düzenleyen Başbakanlığın Cuma Namazı Genelgesi’nin iptali amacıyla Danıştay’da dava açıyoruz.

Anayasamıza, laiklik ilkesine, hukukun üstünlüğüne, inanç ve ibadet özgürlüğüne yapılan tüm saldırılara karşı tüm meşru yollarla mücadele edeceğimizi de bir kez daha ilan ederiz.

DANIŞTAY (….) DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NA

 

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR

 

DAVACI        : Birleşik Kamu İş Görenleri Sendikaları Konfederasyonu

Şehit Adem Yavuz Sokak, Hitit Apt. 14/14 Kızılay/ANKARA

VEKİLİ           : Av. Doğan ERKAN

Kızılırmak cad. 7/9 Kavaklıdere/ANKARA

DAVALI         : Başbakanlık – ANKARA

KONUSU      : Davalı Başbakanlığın, 08.01.2016 tarih ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2016/1 sayılı Genelgesi  yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka ve Anayasa’nın 2.,4.,5.,24.,174. Maddelerine aykırı olduğundan öncelikle Yürütmenin Durdurulması ve İptali, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davalıya yükletilmesi dava ve talebidir.

BEYANLARIMIZ:

            1- İptali ve yürütmesinin durdurulması istenen genelge, düzenleyici işlem niteliğindedir. Davalı başbakanlık bu düzenlemesiyle, Cuma namazlarının mesai saatine denk gelmesi durumunda, mesaiye katılmama haline izin verilmesini ihdas etmiştir.

            2- Anayasanın 2. Maddesiyle sayılan devletin temel niteliklerinden birisi de “LAİKLİK”tir. Madde, Laiklik niteliğini “hukuk devleti” düzenlemesi ile pekiştirmiştir.

Böylece tüm yurttaşlar, devlet ve devleti temsil eden tüm idarelerden yönetsel eylem ve kararlarında laiklik ilkesine uygun bir hukuksallık beklemek HAK ve YETKİSİNE sahiptir. Dolayısıyla idare, yönetsel düzenlemelerinde, dini kuralları baz alamayacak, anayasa ve yasalarda belirtilen hukuki kural ve esasları baz alacaktır. İdari usul hukukunun özü budur.

Anayasanın, “Devletin temel amaç ve görevleri” 5. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

Nitekim Anayasanın 24. maddesinin son fıkrasına göre “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

İptali istenen genelgede ise, kamu görevlisinin vazifesi (mesaisi) ile dini vecibesi (Cuma namazı) arasında bir tercih yapılmış, tam da kamusallık ile dinsellik gereği çatıştığında, dinsellik tercih edilmiştir. Bu tercih, Laiklik ilkesiyle bağdaşamaz.

Oysa Anayasa, hukuksal bir düzenlemeyi kısmen de olsa dini kurala dayandırmayı açıkça yasaklamıştır.

Bu tercih ile devleti temsil eden idare, CUMHURİYETİ VE DEMOKRASİYİ KORUMAK görevini ihlal etmiştir.

3- Anayasanın, İnanç hürriyetini korumaya aldığı doğrudur. Bu sebeple örneğin, camiye giden yurttaş ile, başka ibadethanelere giden, başka ibadet biçimlerini seçen, ya da herhangi bir ibadeti seçmeyen yurttaşlar arasında hiçbir fark gözetilemeyecek; yönetsel usul ve esaslar, bu inanç biçimleri arasında ayrım yapılamayacaktır.

Üstelik, iptali istenen işlemde idare, bizatihi idari işleyişi bir dini vecibeye göre düzenlemektedir. Oysa Laiklik ilkesi, devletin/idarenin tüm dinsel görüşlere de eşit davranmasını gerektirir. Örneğin, ülkeye yurttaşlık bağıyla bağlı olan bireyler, İslam dininden başka bir dine de mensup olabilir. Bu durumda, bu bireylerin her birinin dinsel inanışlarının vecibelerine göre kamu düzenlemesi yapılabilir mi? Yapılırsa o devlet dinselleşmez mi?

4- Anayasa Mahkemesi’nin 5.6.2008 tarih, 2008/16 esas, 2008/116 karar sayılı kararı bu konuda yol göstericidir:

“…Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen laik Cumhuriyet ilkesi, egemenliğin ulusa ait olduğu, ulusal irade dışında herhangi bir dogmanın siyasal düzene yön vermesine olanak bulunmadığı, hukuksal kuralların dinsel buyruklar yerine demokratik ulusal talepler esas alınarak aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edildiği, çoğunluk ya da azınlık dinine, felsefi inançlara veya dünya görüşlerine mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, din ve vicdan özgürlüğünün ayrımsız ve önkoşulsuz olarak herkese tanındığı ve anayasada öngörülenin ötesinde herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadığı, dini veya din duygularının kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklandığı, devletin tüm işlem ve eylemlerinde dinler ve inançlar karşısında eşit ve tarafsız davrandığı bir cumhuriyeti öngörmektedir…

“ …Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında ayrıntılı olarak açıklanan laiklik ilkesi düşünsel temellerini Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma dönemlerinden alır. Çağdaş demokrasilerin ortak değeri olan bu ilkeye göre, siyasal ve hukuksal yapı, dogmalardan arındırılarak akılcılığı ve bilimsel yöntemleri esas alan katılımcı demokratik süreçlerin ürünü olan ulusal tercihlere dayanır. Bireylerin anayasal özgürlüklerinden inanç, din, mezhep veya felsefi tutum nedeniyle ayrımsız yararlandığı, akılcılığı esas alan bir süreç olan aydınlanma koşullarının sağlandığı toplumlarda laik ve demokratik değerler özümsenir, siyasal, sosyal ve kültürel yaşam da buna bağlı olarak evrensel değerlerin egemen olduğu çağdaş bir görünüm kazanır. Laikliğin bu işleviyle toplumsal ve siyasal barışı sağlayan ortak bir değer olduğu açıktır. Bireylerin özgür vicdani tercihlerine dayanan ve sosyal bir kurum olan dinler, siyasal yapıya egemen olmaya başladıkları veya ulusal irade yerine siyasal yapının hukuksal kurallarının meşruiyet temelini oluşturdukları anda toplumsal ve siyasal barışın korunması olanaksızlaşır. Hukuksal düzenlemelerin katılımcı demokratik süreçle ortaya çıkan ulusal irade yerine dinsel buyruklara dayandırılması, birey özgürlüğünü ve bu temelde yükselen demokratik işleyişi olanaksız kılar. Siyasal yapıya egemen dogmalar öncelikle özgürlükleri ortadan kaldırır. Bu nedenle çağdaş demokrasiler, mutlak hakikat iddialarını reddeder, dogmalara karşı akılcılıkla durur, dünyayı dünyanın bilgisiyle açıklayabilecek toplumsal ve düşünsel temelleri yaratır, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak, dini siyasallaşmaktan ve yönetim aracı olmaktan çıkarır.

Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği gibi, dinsel kuralın, hukuksal düzenin temelini oluşturması laiklik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Tüm bu nedenlerle;

Dava konusu genelge, sebep unsuru bakımından dinsellik saikiyle düzenlendiğinden sakattır.

Konu unsuru yönünden kamu işleyişini dinsel kurallara göre düzenlediği için sakattır.

Maksat unsuru yönünden ise kamu görevlilerinin kamusal mesai disiplinini dinsel ibadetlere göre biçimlendirmeyi amaçladığı için sakattır.

5- Düzenlemenin yerleşikleşmesi halinde iki antidemokratik ve ayrıştırıcı sonuç doğacaktır:

i- Dinsel kurallar kamusal rejimi belirlemeye devam edecek ve bu gidişat yoğunlaşacaktır,

ii- Cuma namazına gidenler-gitmeyenler, namaz kılanlar-kılmayanlar ayrımı doğacak ve belirginleşecektir.

Dolayısıyla bu süreç, açıkça bir laiklik karşıtı bir hukuksal rejimin inşasına sebep olacak; aynı zamanda çalışma barışının bozulmasına da yol açılacaktır.

6- 657 sayılı Yasa’nın 100 üncü maddesi uyarınca, esas bakımından açıkça anayasaya aykırı olan söz konusu düzenleme, bakanlar kurulu kararı yerine başbakanlık kararına dayanması itibariyle, yetki ve şekil yönlerinden de hukuka aykırıdır. Bu durum da bir başka iptal sebebidir.

7- Müvekkil, kamu çalışanlarını temsil eden bir konfederasyondur. Kamu Görevlileri Sendikaları Ve Toplu Sözleşme Kanunu 19/f hükmü, konfederasyonumuzun dava açma ehliyetini de tanımıştır. Nitekim adı geçen kanuna göre ihdas edilmiş olan konfederasyonumuz tüzüğünün 3 no.lu “Amaç” maddesinde verilen “laik düzeni geliştirerek korumak” görevi gereğince de işbu davayı açmak vazifemiz, ve yetkimiz dahilindedir.

8- YÜRÜTMEYİ DURDURMA TALEBİMİZ

Anılan genelge açıkça Anayasaya ve hukuka aykırı olduğundan; laiklik ilkesinin yok olması anlamında telafisi imkansız zararlara sebep vereceğinden, öncelikle yürütmesinin durdurulmasını talep etmek gereği doğmuştur.

Tüm bu sebeplerle, anılan Başbakanlık Genelgesinin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ve iptalini istemekteyiz.

HUKUKİ SEBEPLER                    : Anayasa, AYM içtihatları, İYUK ve sair yasal mevzuat

DELİLLER                           : AYM kararı, Genelge her türlü yasal delil

SONUÇ VE İSTEM               : Başbakanlığın, 08.01.2016 tarih ve 29587 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2016/1 sayılı Genelgesi  yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka ve Anayasa’nın 2.,4.,5.,24.,174. Maddelerine aykırı olduğundan öncelikle Yürütmenin Durdurulmasına ve İptaline, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini bilvekale arz ve talep ederiz. Saygılarımızla. 11.01.2016

Davacı Vekili

Av. Doğan ERKAN

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL