TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 320.078
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 63.082
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 289
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 56.510
Köşe Yazısı Okuma Sayısı: 1.014

Kendimle hoşbeş…

Uzun zamandır kendisinden haber alamadığımız Osman Coşkun’u nihayet yakaladık. Hazır yakalamışken ardı ardına sorularımızı sorduk. Ben sordum Osman Coşkun yanıtladı. Buyurun; iyi okumalar! Ben: Uzun zamandır sesin soluğun çıkmadı. En..

Kendimle hoşbeş…

Uzun zamandır kendisinden haber alamadığımız Osman Coşkun’u nihayet yakaladık. Hazır yakalamışken ardı ardına sorularımızı sorduk. Ben sordum Osman Coşkun yanıtladı. Buyurun; iyi okumalar!

Ben: Uzun zamandır sesin soluğun çıkmadı. En son 2016’da Zehra’yı çıkardın, sonrasında ortadan kayboldun. Çeşitli projelerin içerisinde yer aldın ama, yaklaşık bir yıldır bir şey yapmıyorsun diye biliyorum. Var mı yeni bir şeyler?

Osman Coşkun: Öncelikle merhaba. Evet uzun zamandır sessiz kaldım. Yapacak o kadar çok şey vardı ki kafamda, oradan oraya savruldum durdum. Saçma sapan bir kamyon işin içine girdim çıktım. Edebiyat anlamında söylemiyorum bu işleri. Ticari birkaç saçmalık. Ömrümden yitip giden zamanlar olarak niteliyorum şimdi. Ama ne yapalım, yaşanması gerekiyormuş yaşandı, bitti. 2017’deydi yanlış hatırlamıyorsam, YazarKafa dergisinde uzunca bir süre sessiz kalacağıma dair bir yazıyla veda etmiştim. Bilenler, takip edenler okumuştur muhtemelen o yazıyı. “Buna başlık koyma Samet, bunun başlığı bu olsun”du yazının başlığı. Artık nasıl bir bıkkınlık noktasına geldiysem. Genelde gazetelere, dergilere gönderdiğim yazılara başlık koymuyorum. Arkadaşlar hallediyorlar o işi. O noktaya gelmişim ki, böyle bir şey yazmışım başlık olarak. Samet de öyle basmıştı yazıyı, sağ olsun…

Ben: 2019 Ocak ayında EdebîMeclis’i hayata geçirdiniz. Edebiyat camiasına bomba gibi düşen bir iş oldu o. Sonrasında da aynı hızla ortadan kayboldunuz. Ne oldu ki o süreçte?

Osman Coşkun: Vallah aslına bakarsan hiçbir şey olmadı. Yani olan şuydu. Site başka sitelerin de barındırıldığı bir serverdaydı. Biz EdebîMeclis’te beklemediğimiz daha doğrusu hazırlıklı olmadığımız bir ivme yakaladık. Günlük 8-10 bin ziyaretçi gördüğümüz zamanlar oldu. Fazlasını da gördük. Çok güçlü kalemlerle çalıştık. Kadro gerçek manada çok güçlüydü. Tüm arkadaşlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aynı zamanda çok güçlü isimlerle de söyleşiler yapma fırsatı yakaladık. Hâl böyle olunca bizim server bu trafiği kaldırmadı. Arşivi başka servera taşımaya çalışalım falan derken. Başka işlerim de var malum, yoğunluktan ilgilenemedim bir süre. O ilgilenemediğim süre içerisinde bir de domain süresini kaçırdık. Yani senin anlayacağın iş gümledi. Fakat müsterih ol, tekrar hayata geçiriyoruz. EdebîMeclis’i. Aynı kadroya birkaç isim daha entegre ederek, kaldığımız yerden daha da güçlü bir şekilde ilerleyeceğiz bundan sonra. Alt yapı çalışmalarını ona göre yaptık bu sefer. Her şey çok güzel olacak. Edebiyat camiasında sesimizi gür çıkaracağız ve sağlam bir yer açacağız kendimize. Sözümüz meclisten içeridir. Sitenin adresinde ufak bir değişiklik oldu sadece, eskiden com uzantısını kullanıyorduk şimdi net uzantısıyla başladık. http://www.edebimeclis.net buradan takip edebilirsiniz. 

Ben: Vallah EdebîMeclis’in tekrar hayata geçirilmesi iyi olmuş. Yolunuz açık olsun.

Osman Coşkun: Teşekkür ederim. Umarım çok güzel işler yapılacak o çatı altında. 

Ben: Ben de öyle umuyorum. Gelelim yazı çizi olaylarına. Bildiğim kadarıyla kendi blogun haricinde bir yerde yazmıyorsun artık. Kitap falan da çıkarmadın dört seneyi aşkın zamandır. Ne düşünüyorsun? Bundan sonraki süreçte Osman Coşkun neler yapacak? Taş üstüne taş koyacak mı? Koyduğum taş yeter mi diyeceksin?

Osman Coşkun:  Dediğim gibi çok yorgun hissediyorum kendimi. Bildiğin gibi, ben 18 ile 30 yaşlarım arasını çok hızlı yaşadım. Siyaset, radyo, şiir, imza günleri, söyleşiler, gazetelere yazılar, dergilere yazılar vesaire tonla şey yaptım. Bunları yaparken de aklımda hep insanlara olan sevgim vardı. Bir kişiye bile olsa dokunabilme umuduyla yaptım. Çok seviyordum insanları ve değiştirmek, dönüştürmenin mümkün olduğunu düşündüm, düşünüyordum o zamanlar. Birkaç senedir insanlara olan inancımı yitirdim sanırım. Yani bunu biraz yumuşatarak söylüyorum. İnancımı yitirdim diyorum. İnsanları sevmiyorum demek istemediğimden. İnsanların hallerinden memnun olduğunu gördüm. Edebiyatla ilgili etkinliklere ilgisiz olduğunu gördüm. Siyasi bir etkinlik içerisindeyseler sırf aktivite olsun diye geldiklerini gördüm. Yani siyasi bir amacı yok. Kafası açık, işte balığın yanında rakı içiyor diye kendisini aydın devrimci zannettiğinden siyasi bir aktivite içerisinde bulunmak istediğinden yanımızda olanlar gördüm. Gördüm de gördüm. İki yüzlü insanlar gördüm. Yüzsüz insanlar da gördüm. Demem o ki, bunların hepsi, bu gördüklerimin hepsi beni ziyadesiyle yıprattı. Hayatıma giren salak saçma bir sürü insan da cabası. Genişletilmiş bencilliklerini üzerimde denemeye kalkanlar mı istersin. Bunun adına aşk, sevda vesaire adını verenler mi istersin. Saçma sapan bir sürü şey. Abi kimse aşkın, sevdanın ne demek olduğunu bilmiyor. Herkes düşmüş libidosunun peşine. Kim kimi nerede yakalarsa. Yazık yemin ediyorum ya. 

Ben: Tamam abi sinirlenme.

Osman Coşkun: Sinir olunmayacak gibi değil ki abicim. Öyle bir zamana denk geldik ki. Ne ilişkiler ilişki, ne siyaset siyaset, ne ticaret ticaret. Ne de virüsler artık eski virüsler gibi. Baksana dünyanın başına gelene. Gözle görülmeyen bir virüsün çaresini bulamadık bir senedir. Ama insanlık uzay madenciliğine başlamakla falan övünüyor. Burnunun dibindeki virüse çaremiz yok, ama tahtırevanla gidiyoruz ayran içmeye. Gerçekten çok sıkıldım. Eskiden yaşadığım şehirden taşınmayı düşünürdüm. Şimdi imkanım olsa yemin ediyorum, yaşadığım galaksiyi değiştirmek istiyorum. Ama işte imkanlar kısıtlı. Mazot pahalı falan. 

Ben: Anlıyorum.

Osman Coşkun: Neyi anlıyorsun acaba, çok merak ediyorum? 

Ben: Yani bahsettiğiniz şeyleri anlıyorum. Ben de benzer düşüncelere yakın şeyler düşünüyorum. Yani tam olarak aynı şeyleri düşünüyorum diyemem, ama benzerlerini düşünmüşlüğüm var. Nasıl anlatsam bilmiyorum. Nasıl anlatacağımı bilseydim, soru soran tarafta olmazdım. Cevaplayan tarafta olurdum. Neyse. Konuyu dağıtmayalım.

Osman Coşkun: Belli bir konumuz yok zaten, gelişine konuşuyoruz işte. 

Ben: Evet, böylesi daha iyi diye düşündüm. Doğaçlama olsun istedim.

Osman Coşkun: İyi düşünmüşsün, aferin. 

Ben: Teşekkür ederim. Dilerseniz devam edelim. Sakinleştiyseniz.

Osman Coşkun: Sinirli değilim ben. 

Ben: Pekala o zaman. Son roman Zehra ile ilgili konuşmak istiyorum. Bana biraz aceleye getirilmiş gibi geldi. Siz de böyle düşünüyor musunuz?

Osman Coşkun: O zamanki ruh halimi hatırlamak istemiyorum. Zor zamanlar geçiriyordum. Kafamı bir şekilde başka şeylere yoğunlaştırmam gerekiyordu. Öyle bir süreçte yazıldı Zehra. Aceleye geldi biraz, evet. Tekrar yazmayı düşünüyorum. Tekrar yazıp, aynı zamanda devamını da yazmak istiyorum. O hikaye öyle bitmez çünkü. Kafamın içinde film sahneleri gibi sahneler dolaşıp duruyor devamlı. Bu sahneleri durdurabilmemin tek yolu var, o da hepsini kağıda dökmek. Bir nevi kusmak. En kısa zamanda bu projeyi hayata geçirmem lazım. Yoksa kafayı yiyeceğim. Hem de Zehra’nın ilk halinin özrünü dilemiş oluruz okurdan. Her şey çok daha güzel olur diye ümit ediyorum. 

Ben: Merakla bekliyoruz o halde.

Osman Coşkun: Vallah ben de merakla bekliyorum. Yazsam da okusak. 

Ben: Umarım bir an önce hayata geçirirsiniz. Başka söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Osman Coşkun: Söylemek istediğim çok şey var elbet. Ama yeri burası değil. Şiirlerde, yazdığım şeylerde söylüyorum zaten dilimin döndüğünce. Sadece şu kadarını söyleyeyim, insanların gönlüyle oyun oynamasın insanlar artık. Kalbi kırık insan kaynıyor sokaklar. Kimse kimseye güvenmiyor. Herkesin bir yarası var. Herkes yarasını başkasında tamir etmeye çalışıyor. Ama bu tamir etme işini de karşısındakine madik atarak yapmaya çalışıyor. Manyak mısınız lan siz? Başkasında aldığın yarayı hiç alakası olmayan başka birinde sınamak ne oluyor. Dengesizleşti insanlar hepten. İki binli yılların başında internetin hızlı bir şekilde hayatımıza girmesiyle her şey robotlaştı. İlkin şiir siteleri açıldı. Birkaç tane var öyle salak saçma site. Bir dönem ben de içlerindeydim. O sitelerde şiir ayağa düşürüldü. Herkes şair oldu. Gerçek şiiri bitirdiler. Şimdilerde de sosyal medyalar sayesinde herkes insanlığını yitirdi. Herkes bir gösteriş peşinde. Yediği yemeği paylaşan. Yaptığı yardımı paylaşan, ne bileyim tuvalete gittiğini bile paylaşan insanlar var. Millet yemin ediyorum kafayı yedi. Bi durun, bi sakin olun. İnsanların hayatını o kadar merak ediyorsanız gidin roman okuyun. Tanımadığınız hayatları tanıyın, tanımadığınız karakterleri tanıyın. Sosyal medya fenomenleri bir şey vermez bize. Vermiyor da en nihayetinde. Kimse düşünmüyor mu abi bunları? Bir ben miyim lan ruh hastası? Neyse. Bana söz hakkı verdiğiniz için teşekkür ederim. Fazla açmayalım arayı. Arada laflayalım. Teşekkür ederim. 

Ben: Evet, bundan sonra dilerseniz aylık yapabiliriz bu konuşmaları. Biz de teşekkür ederiz.

Osman Coşkun: Aylık olur mu bilmiyorum, ama sıkça yapalım. Selametle…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL