HESABIM
Üye Ol

Köle Isaura

Yeşim DEĞER yesimdeger@kesanpostasi.com   1976 yapımı olan, döneminin en ünlü dizisiydi, Köle Isaura. Güzel, zarif, tatlı, iyi kalpli olan beyaz bir kızın yaşamak zorunda kaldığı kölelik hayatı. Şimdi bir köle Isaura dizisi var, bir de günümüzde bazı kadınların yaşadığı “Modern  Kölelik” diye bir şey var. Evlilik, birbirine aşık olmuş ya da görücü usulü ile karşılaşıp...

Yazar: Yeşim DEGER - Yazının Tarihi: 4 Ekim 2019 - Okunma Sayısı:368 defa okundu.

Yeşim DEĞER

yesimdeger@kesanpostasi.com

 

1976 yapımı olan, döneminin en ünlü dizisiydi, Köle Isaura. Güzel, zarif, tatlı, iyi kalpli olan beyaz bir kızın yaşamak zorunda kaldığı kölelik hayatı.
Şimdi bir köle Isaura dizisi var, bir de günümüzde bazı kadınların yaşadığı “Modern  Kölelik” diye bir şey var.
Evlilik, birbirine aşık olmuş ya da görücü usulü ile karşılaşıp evlenmeye karar vermiş iki farklı karakterin, birbirine bağlılık sözü vererek hayatlarını birleştirmesidir. Kölelik anlaşması değildir.
Sözüm meclisten dışarı, beyinlerden içeri.
Söz, nişan dönemleri cicim dönemleri… Kadına çiçekler alınır, serenatlar yapılır, en güzel restoranlara götürülür, deniz kenarında el ele yürüyüşler yapılır, “ aşkım bugün her zaman ki gibi yine çok güzelsin” diye kurlar, iltifatlar, falanlar filanlar…
Nikahtan sonra bir de bakmışsınız puff, her şey sağ gösterip sol vurma. Adamın bir elinde kumanda, diğer elinde cep telefonu, kapanmış kendi dünyasına gözü başka bir şey görmüyor. Çünkü, adam bütün gün çalışmış, yorgun, bitkin.
Kadın eşiyle vakit geçirmek, sohbet etmek, tatile gitmek, aile olmak istiyor. Adam ordan sesleniyor “ ben sizin için çalışıyorum, sırf size iyi bir hayat yaşayın diye, kendimi feda ediyorum” diyor.
Kadın, birden bencil bir mahlukata dönüşüyor. Susuyor, sustukça arzuları bir bir midesine oturuyor. Ve kendisi için en iyi  olanı yapmaya çalışıyor, kendi iç dünyasını inşa ediyor.

Kadın anasının, babasının, kardeşlerinin bağrından kopmuş, kocasının peşinden gelmiş. Çocuk doğurmuş çocuk bakmış, çamaşır yıkamış, ütü yapmış, markete pazara gitmiş onlarca yük taşımış, yemek pişirmiş, evi temizlemiş, kendinden vazgeçmiş, saçını süpürge etmiş, dayak yemiş, şiddet görmüş… Ama hep kısıtlanmış, daracık dünyasına hapsedilmiş.

-“ Bu sene tatile mi gitsek?”
-“ Gideriz, ama bu sene olmaz, para yok”.
( O para hiç olmaz)
-“ Sahilde bir kahve içmek istiyorum “.
-“ Tek başına olmaz, yanına arkadaşını al”.
(Tek başına keyif yapmak haram kadına)
-“ Ben üç gece annemde kalacağım”.
-“Üç gece çok, bir gece yeter, ya da söyle annen gelsin”.
-“Canım ayda bir Eminönü, Nişantaşı filan yapsam, özledim oraları.”
-“Ne işin var oralarda, otur oturduğun yerde.”
( Hele ki tek başına hiç olmaz, kurt kapar mazallah)
-“ Hafta sonu Kapadokya turu var, gitsem.”

YİNE…
_” Tek başına gidemezsin, çocukla ya da arkadaşınla gidersen başka”.
Kadın hep kendisine bahşedilen kısıtlar içinde sürdürmek zorunda kalıyor hayatını.
Eşe duyulan güvende burada giriyor devreye. O kadar güveniliyor ki, kadın tek başına hareket edemiyor, yalnız kalıp kafasını dinleyemiyor. Dinlemeye kalksa kadına hemen yol gösteriliyor ya da çaktırmadan tehdit ediliyor. Hayattan keyif alması hep engelleniyor, kanatları hep kırılıyor. Sonra da kadının adı trip oluyor.
Ne evlilik köleliktir, ne de insanlar köledir. Herkes birer bireydir. Yaşatamıyorsan, yaşamasına izin vereceksin. Güveneceksin, güvenmiyorsan da, sağlıklı, huzurlu bir aile ortamı arzu ediyorsan, biraz empati yapmayı deneyeceksin…

Bir Yorum Yazın

Arşiv

Reklam Alanı