Köşe Yazısı Okuma Sayısı: 2.904

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ

Sevmeye ve sevilmeye dair öyle çok cümlesi olmalı ki insanoğlunun, Yaradan bile eserine bakıp gurur duymalı demeyi istesem de Kainat’a şöyle bir bakınca utanıyorum ve ‘ey aşk bizi affet’ diyebiliyorum..

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ

Sevmeye ve sevilmeye dair öyle çok cümlesi olmalı ki insanoğlunun, Yaradan bile eserine bakıp gurur duymalı demeyi istesem de Kainat’a şöyle bir bakınca utanıyorum ve ‘ey aşk bizi affet’ diyebiliyorum sadece!

Kısaca AŞK; cennet kokulu bir MEVLANA nefesiydi dünyanın dibine kadar soluduğu ve insan olduğunu her hücresine kadar anımsadığı…

Aşka dair yüreğimdeki debisi yüksek kelimeleri çağlayanlara yükledim ve sonra dedim ki; ey AŞK hasretinle ben yandımmm, tutuştummm, küle dönüp pervaneler misali savruldummm SEN-i ararken…

Sevmeye ve sevilmeye dair öyle çok cümlesi olmalı ki insanoğlunun, Yaradan bile eserine bakıp gurur duymalı demeyi istesem de Kainat’a şöyle bir bakınca utanıyorum ve ‘ey aşk bizi affet’ diyebiliyorum sadece!

İNSAN; görmediğini dizinin dibinden hiç ayrılmamış, ellerini bir ömür bırakmamış gibi sever mi? Parmak uçlarıyla dokunup tanımadığı bir teni veya ömürlük hasretle içine hiç çekmediği bir kokuyu ‘çok özledim’ der mi? Gözlerine bakıp, dünyanın en aşk kokulu şiirlerini okuyup ruhuna akmadan yarin yüreğindekileri eliyle koymuş gibi bilir mi? Ya da; ey Can hasretinle ben yandım, tutuştum, küle dönüp pervaneler misali savruldum der mi hiç?

Söz konusu yüreğe damlayan aşk-a dair zerreler ise her an her şey olabilir… Görmeden, dokunmadan, kokusunu içine çekmeden öyle ömürlük sever ki bazen yürek, tarifi imkansız bir şekilde usulca zihne ve ruha yerleşir aşk…

Aşk-ı Yaşar Kemal ve Mehmet Uzun’un sade cümlelerinde tanımayı seviyorum. Her ikisi de öyle sade öyle okuruna yakın anlatırdı ki aşkı, romanın kahramanı olurdunuz bir anda. Hele kavuşamayan aşklar onların yüreğinde öyle güzel pişer öyle lezzet kazanırdı ki tadına doyulmaz bir hal alırdı romanlar… Bazen düşünüyorum da acıya, hasrete ve aşka dair usta kalemlerin çoğu neden Doğu, Güneydoğu ve Ortadoğu’dan boy vermiş? Coğrafya insanın kaderidir tam da bu bölgelerin yüreği acı ve aşktan yana yüklü insanı için söylenmiş. Acılar, sürgünler, hasretler, ölümler, zulümler; edebiyat ve şiirden yana sayısız eserin dünya ile buluşmasına vesile olmuş… Türkçe, Farsça, Kürtçe, Arapça… Coğrafyanın her dilinde ayrı güzellikte işlenmiş Aşk!

Buram buram hasret kokulu sevmeye ve sevilmeye ayırdığım bugün ki yazımı Cemal Süreyya ‘uzaktan seviyorum seni’ diyerek öyle güzel özetlemiş ki… Hadi okuyalım;

‘Uzaktan seviyorum seni.

Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan sadece seviyorum…

Öyle uzaktan seviyorum seni

Elini tutmadan, yüreğine dokunmadan, gözlerinde dalıp dalıp gitmeden…

Şu üç günlük sevdalara inat serserice değil, adam gibi seviyorum…

Öyle uzaktan seviyorum seni.

Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden, en çılgın kahkahalarına ortak olmadan, en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan öyle uzaktan seviyorum seni…

Kırmadan, dökmeden, parçalamadan, üzmeden, ağlatmadan uzaktan seviyorum.

Sana söylemek istediğim her kelimeyi dilimde parçalayarak seviyorum…

Damla damla dökülürken kelimelerim masum beyaz bir kağıtta seviyorum…’

Pandemi süreciyle birlikte insanoğlu daha net çizgiyle yürekten ikiye ayrıldı. Duygularını, yüreğini, vicdanını kaybedenler daha da biledi baltalarını ve daha büyük öfkeyle kırıp dökmeye başladı!

Her zorluğa rağmen yüreğini, vicdanını, hislerini, sevgisini kaybetmeyenler de daha fazla sarıldı insan olmanın gereklerine… Kainatı ve kendini keşfetme fırsatı bulanların kafasında deli sorular eşliğinde muazzam aydınlanma hareleri belirdi. Zerre bir virüsle eli ayağı titreyen insanoğlunun bunca hırsı ve kibri ne için, kim için, nereye kadardı? Maneviyatındaki cevherleri keşfetme fırsatı bulanlar bize bahşedilen hayatın bir perdelik oyun olduğunu ve bunca dünyevi hırsın boşuna olduğunu gördü ve daha da iç dünyasına yöneldi…

Ve her şey bir yana sevdiklerimizi fazlasıyla hissettik… Bizim için ne kadar değerli olduklarını anladık… Söyleyemediğimiz cümleler birer birer dile geldi ve ‘seni seviyorum’ demelere doyamadık… Kaybettiklerinizi ve geç kaldıklarımızı ‘ah keşke’ diyerek daha fazla özledik… Görmeden, dokunamadan, kokusunu içimize çekmeden, tenine kocaman bir öpücüğü konduramadan hasretle sevmelere doyamadık…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL