Köşe Yazısı Okuma Sayısı: 3.471

YER-İ VE YEN-İ DAR OLANLAR

Geçtiğimiz hafta bir televizyon programında konuşmacılardan biri son yıllarda sıklıkla dile getirdiğim bir başlığı kendi penceresinden anlatıyordu. Öyle yerinde tespitler ortaya çıkmıştı ki hepsinin altına parmağımı bastım. Saha, vatandaş, yollar,..

YER-İ VE YEN-İ DAR OLANLAR

Geçtiğimiz hafta bir televizyon programında konuşmacılardan biri son yıllarda sıklıkla dile getirdiğim bir başlığı kendi penceresinden anlatıyordu. Öyle yerinde tespitler ortaya çıkmıştı ki hepsinin altına parmağımı bastım.

Saha, vatandaş, yollar, samimiyet unutulunca sudan çıkmış balığa döndü siyasilerimiz ve basın-medya sektörümüz…

Geçtiğimiz hafta bir televizyon programında konuşmacılardan biri son yıllarda sıklıkla dile getirdiğim bir başlığı kendi penceresinden anlatıyordu. Öyle yerinde tespitler ortaya çıkmıştı ki hepsinin altına parmağımı bastım.

İşte buraya yazıyorum; rahmetli Demirel’in ‘yollar yürümekle aşınmaz’ sözü siyaset, basın, medya müfredatına yeniden konulmadığı sürece kimseler sandıktan ve vatandaştan bereket beklemesin! Her ne kadar Demirel bu sözü şimdi kullandığım manâ için etmediyse de varsın olsun biz kendimize göre kullanalım.

Milletvekilleri, danışmanlar, bakan yardımcıları, müdürler, başkanlar… Odasından çıkan yok! Odasından çıkan yok derken yanlış anlaşılmasın. Açılışlar ve ziyaretler elbette yapılıyor fakat vatandaşa yönelik değil sosyal mecradan yayınlamak üzere fotoğraflar elde etmek için yapılıyor tüm etkinlikler! Hayat ve yapılan tüm çalışmalar onlar için sosyal mecradan devam ediyor sanki. Yaptıkları paylaşımlar için satın alınan binlerce takipçi ve beğeni ile günü bitirenler sandıklardan ne bekliyor merak ediyorum doğrusu!

Yüreğime dokunamayan, benimle göz teması kuramayan, zihnimin şifrelerini çözemeyen siyasiye başarılı demiyoruz biline!’ Ama pandemi sürecini yaşıyoruz’ demesin kimseler çünkü öncesini de biliyoruz.

Düğünde geline çok ısrar edilmiş kalk oyna diye. Oynamayı bilmediğini söylemekten çekinen gelin önce ‘yerim dar oynayamam’ demiş ve reddetmiş ısrarları. Hemen yeri genişletip ‘hadi şimdi oyna’ dediklerinde de ‘şimdi de yenim(kıyafetim) dar‘ demiş… O zamanlar sosyal mecra olsaydı gelin ‘oy-nu-yor-muş’ gibi yapıp üç beş fotoğraf çekerdi ve anında paylaşırdı ‘çok güzel oynuyorum’ başlığı altında!

Tamam sosyal iletişim alanları çok önemli, onlarsız olmaz, elimiz ayağımız fakat bu kadar da değil. Faaliyet raporlarında saha çalışmaları yok denecek kadar az yer almaya başladı. Ayrıca raporlarda yer bulan faaliyetler de vatandaşa yönelik olmaktan ziyade ufak çaplı ziyaretler, kendi arasında yapılan toplantılar, yemekler ve benzeri başlıkların ötesine geçmiyor…

Bir de danışmanlar başlığımız var ki bünyesinde kaç haneli bir rakam olduğunu kimseler bilmiyor! Her bakan, müdür, başkan başına onlarca danışman düştüğü konuşulan efsaneler arasında. Peki bunca danışman nerede gören var mı? Yine dönüyoruz sosyal mecraya! Danışmanlar gün boyu bağlı bulunduğu kişinin paylaşımlarını kopyala yapıştır ile meşgul ve yine masa başında! Tamam bu çok normal fakat en azından kopyala yapıştır yaparken üç beş tane kendilerine özgü cümle de ekleseler, azıcık yorum yapıp daha cazip kılsalar… Her şey kopyala yapıştır olunca birbirini tekrarlayan paylaşımlar karşısında vatandaş dejavu krizine girmez mi? Girer elbet. Düşünün aynı anda aynı paylaşım hiçbir özgün ekleme ve yorumlama eklenmeden herkesin sayfasında yer alıyor. Bir, iki, üç, beş, on, yüz… Sonra ne mi oluyor? Bunca dejavu vakası sonrasında vatandaşta ciddi bir soğuma yaşanıyor! Bu konuda basit bir örnek vererek vatandaş psikolojisini gözler önüne sermek istiyorum. Sıradan dediğimiz bir market ürününün bile yüzlerce çeşidi var, her zevke ve her beğeniye hitap edip geniş kitlelere ulaşmak için. O halde vatandaş için yapılan kopyala yapıştır paylaşımların mantığı nedir?

Milletin vekillerinde de durum aynı. Şu kurumu ziyaret ettik, çay içtik, kahveyi sade istedik, bol bol fotoğraf çektik… Hepsi bu! Herkesin elinde telefon paylaşım yapma derdinde. Kimsenin sohbet ettiği, yanındakinin yüzüne baktığı, günceli takip ettiği yok!

Bu durum sadece siyasilerimiz için geçerli değil elbette. Basın ve medya da aynı durumda. Masadan kalkmadan dünyayı yorumlama olmaz! Bir şehri yazacaksan gitmelisin, görmelisin, kokusunu içine çekmelisin, sokakları dinlemelisin…

Masa başında insanlardan uzak yazıların tadı tuzu olmuyor kimseler kusura bakmasın! Birbirini tekrarlayan cümlelere ve anlatımlara boğulan köşe yazılarının miyadı çoktan doldu haberiniz ola. Vatandaş okumuyor!

Velhasıl ı kelam azıcık nostalji demenin vakti geldi de geçiyor. Sosyal mecradan takip ettiğim biri mi beni etkiler yoksa gözümün içine bakıp ‘seni anlıyorum’ mesajını veren ve zihin gücünü bana hissettiren biri mi beni etkiler sorusunu lütfen herkes kendine sorsun! Ben sordum ve hatta aldığım cevaba bir örneğim bile var…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL