TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 355.317
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 22.687
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 198
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 24.366
Köşe Yazısı
  • Okuma Sayısı: 362

  • Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 17. Bölüm

    Mahmut ile oturmuş rakı içiyorduk. Çalışma masamın bir bölümüne kurmuştuk kendimizi. Hem içiyor, hem dertleşiyorduk. Alt fonda inceden bir müzik eşlik ediyordu bize. Derken Mahmut masanın üzerinde üst üste duran..

    Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 17. Bölüm
    Mahmut ile oturmuş rakı içiyorduk. Çalışma masamın bir bölümüne kurmuştuk kendimizi. Hem içiyor, hem dertleşiyorduk. Alt fonda inceden bir müzik eşlik ediyordu bize. Derken Mahmut masanın üzerinde üst üste duran benim çıkarmış olduğum kitaplara yöneldi. Dördüncü kitabı aldı eline. İlk sayfayı çevirdi, okumaya başladı;
    Ve anladım ki
    Kanaryalar sesini taklit ediyormuş yıllardır
    Sesini taklit etmeyen kuşlara değilim aşina…
    Esirge beni, bağışla…
    “Kime yazdın usta sen bu şiiri” dedi. Bardağıma rakıyı yeni doldurmuştum. Yarısına kadar içtim. Sigaradan derin bir nefes çektim. “Zehra’ya” dedim. “O kitaptaki şiirlerin büyük çoğunluğu Zehra’ya yazıldı.”
    Mahmut okumaya devam ediyordu;
    Gökyüzünü yeşile boyuyorum arkadaş
    Keyif benim değil mi?
    Denizleri yeşile boyuyorum bundan kelli
    Yeryüzünü de yeşile boyuyorum,
    Çok canım çekiyor inan ki.
    Böyle ne var ne yok
    Bütün renkleri yeşile çalmak istiyorum.
    Herkes her şeyi yeşil görsün istiyorum
    Sonra gözlerine bakıp kalıyorum
    Hiçbir yeşil gözlerine uymuyor.
    Gözlerinde kalayım istiyorum bir ömür
    Sonrası cennet, cehennem…
    Huri vereceklermiş sözüm ona
    Beni ne olur sen karşıla…
    Cehennemse zaten payımıza düşen
    Zebanileri ayarlarım ben iki kadeh şaraba…
    Durdu Mahmut, bir bana baktı, bir Zehra’nın duvardaki tablosuna baktı. Bana bir daha baktı. “Abi çok iyi bunlar” dedi. Ben susmaları giyinmiştim bir kez. Ağzımı bıçak açmıyordu. Susuyordum boyuna. Bir sayfa daha çevirdi Mahmut, “bu şiir de Zehra’ya mı?” dedi;
    En bilindik yerlerinden tutunuyorum hayata
    Şiirlere sebep olan gözlerinden,
    Gözlerinden bir bahar tasarlıyorum
    Bir ferahlık doluyor ki içim, sorma
    Bir içimlik gözlerin var, bakma
    Al bunlar ellerim, bunlar düşlerim
    Bunlar şiirlerim, sebeplerim,
    Koy bir kitabın arasına,
    Ömrünün sonuna kadar sakla…
    Lazım olacak önümüzdeki aşkta
    Gözlerini kapat şimdi,
    Benden başkasına, açma!
    “Vay be!” dedi Mahmut, “usta ben bu şiirleri daha önce niye hiç görmedim?” dedi. “Ne bileyim abi, denk gelmedi, kitabı getiremedim sana” dedim, ama sesim zordan çıkıyordu. Nerden buldun be Mahmut o kitabı şimdi, diye geçiriyordum içimden. Mahmut boyuna kitabı irdeliyordu, bir sayfa daha çevirdi. Pür dikkat şiirleri önce içinden sonra dışından okumaya devam edecek gibiydi, bense sadece içiyordum. Rakı ve sigara eşliğinde, Zehra’nın tablosuna bakarak kaldırıyordum kadehi. Mahmut’a çaktırmadan. Zehra’nın tablosu kahrımı çekiyordu Allah’tan, çok korkuyordum o da beni bırakıp gider diye. Öyle işte! Mahmut bir başka şiiri okumaya başlamıştı yine; bir şey de diyemiyordum, içten içe acıyordu canım, bırak Mahmut okuma diyemiyordum. Bu hissettiğim can acısı, hoşuma gidiyordu sanki;
    Gözlerinin yeşili
    Cennetin habercisidir
    Ey yâr!
    Gözlerin
    Miracın ta kendisidir.
    Sırat köprüleri dolanır ayaklarıma
    Bir adım atsam cennet,
    Atmasam cehennem güya.
    Ben o gözleri gördüm ya
    Cehennem de bize cennet gelir…
    “Usta bir insan evladı ancak bu kadar kutsanabilir, ancak bu kadar sevilebilir. Sen nasıl bir aşkla bağlandın bu kıza böyle ya, vallah ne diyeceğimi bilemedim”
    ….
    Yüreğim acemi
    Kırılgan
    Ah sesini bir duysam
    Daha ne isterim…
    “Bu da Zehra’ya mı?” Evet anlamında başımı salladım. “Sesini duymadan şiir mi yazdın hatuna.” “Usta, kuzenimin arkadaşı, tanıyordum ediyordum, ama hiç konuşma fırsatı olmamıştı, ama aklım ondaydı. Öyle zamanlardan bir zaman yazdım işte, o sesini kanaryalara benzettiğim, okuduğun ilk şiir de sesini duyduktan hemen sonra yazıldı. Zehra’ya karşı ne hissettiysem, o an hemen şiirselleşti bir şekilde. Ben ona hep derdim, “Sen bir bütün şiirsin ben seni mısralara, dizelere ayırıyorum, imgelerini bulup çıkarıyorum, yaptığım başka bir şey değil” diye. “Hayır, bir insan kendisini bu kadar sevdirmek için ne yapmış olabilir diye düşündüm, bulamadım elle tutulur bir şey” dedi Mahmut. “Usta, bir şey yapmasına gerek yoktu. Aşk da tam anlamıyla burada başlıyordu zaten. Seni sevdi mi gerçekten diye bir soru soracak olursan, o tarafına çok emin değilim. Çok da ilgilenmiyorum açıkçası. Ben Zehra’ya aşık olmak adına gönderilmişim bu dünyaya. Bildiğim tek gerçekliğim bu! Bunun etrafında dönüyor dünyam. Ömrümün sonuna kadar da değişmeyecek bir gerçek bu üstelik! İnsanı hayata bağlayan bazı gerekçeler vardır, benimki de Zehra işte!” Rakıdan bir yudum aldım, sigaradan derin bir nefes daha. “Bir bakışı, bir gülüşü yetiyordu, her hali bir şiirin giriş mısraı gibiydi.” Sustum! Mahmut sayfaları çevirmeye devam ediyordu.
    Ve belki böyle bir şiir hiç olmayacaktı/ ben olmasaydım
    Ve belki ben hiç olmayacaktım aslında/ sen olmasaydın.
    Toparla hadi varını yoğunu, buralardan gidelim
    Tut ellerimi, kuşların suyunu koymayı unutma.
    Milyon yıllık zamanlara geri dönüyoruz/ ver ellerini.
    Ve belki böylesi daha iyidir/ bilmez miyim
    Ve belki böylesi bize milyonda bir gelir.
    Bütün ihtimalleri de alalım giderken/ iyi gelir
    Kimseden saklanacak bir şeyimiz kalmasın
    Ve çıkmaza çıkmasın artık sokakların adı
    Üstümüze baharlık mevsimler alalım
    Bir ömür kalalım gittiğimiz yerde/
    Söylemeyelim adımızı bilmesin hiç kimse.
    Ve belki böyle bir şiir hiç olmayacaktı/ belki de bu şehir
    Ve belki bu heyecan/ ve adına aşk denilen bu med cezir…
    Cebrailin kulağıma fısıldadığı senin adındır/
    Nasıl inkar ederim
    Azrailin canını teslim edeceği melek senmişsin/ sırdır ha bu!
    Seninim haydi/ al götür beni…
    “Usta, sen ne yaptın ya?” dedi Mahmut!
    Ben tabii o zamanlar ne yaptığımın farkında değildim, dedim ya daha önce de, en ufak bir hareketinden, bir sözünden, oturmasından, kalkmasından, gülmesinden, bakmasından etkilenip, oturup her şeyini şiirselleştiriyordum. Tek derdim buydu!
    “Vay usta bak bu da iyiymiş” deyip Mahmut, sonunu okudu şiirin sadece;
    Mevsim normalleri bile normal gelmiyor artık
    Önümüz kış ve çetin geçeceğe benziyor
    Ellerin olsun
    Gözlerin olsun
    Saçların olsun
    Bu bana, bir ömür yeter
    “Ömrü sebebim kün bu şiirin ismi, Zehra’ya yazıldı”dedim, “hatta bu şiir, gözlerimde bir bayram sabahı telaşı, diye başlıyor, öyle başlamasının sebebi de, biz Zehra ile ramazan bayramından birkaç gün önce tanıştık, onun yüzü suyu hürmetine. Yanlış hatırlamıyorsam bu şiir de ya bayramdan bir gün önce, ya da bayramın birinci günü kaleme alındı. Ömrü sebebim kün dememin sebebi de, ömrümün sebebi ol demeye çalıştım. Başka bir şey değil.”
    “Usta, sen çok sevmişsin bu kızı yahu” dedi Mahmut, “Öyle böyle değil Mahmut” dedim. “Anlıyorum abi şimdi gece yarıları yollarını kesmenin sebeplerini” dedi. “Anlamazsın abicim” dedim, “beni bu hayatta kimse tam layıkıyla anlamadı, zaten ben de kimseyi anlamadım. Ömrüm geldi geçti, kimseyi doğru düzgün anlayamadım. Saçma sapan şeylerle ömrümü heba ediyormuşum gibi hissediyorum bazen. Neden diyecek olursan, kimsenin yaşam standardı bana uymadı, benim yaşamak istediğim şekli de onlar beğenmedi. Her şeyin boka sarması da tam olarak burada başladı. Ben iyi olsun diye çabaladıkça, her şeyler daha da çıkmaza girdi. Neden böyle oldu, bilmiyorum. Gerçek anlamda bunun sebebini bilmiyorum. Bilsem zaten bu duruma gelmesine izin vermeyeceğim, bir şekilde engel olacağım, en azından engel olmaya çalışacağım. Uşaklıgil’in dediği gibi; “ben ne yapmışsam iyi yapmak kastıyla yaptım, muvaffak olamadıysam, bunun kabahati niyetimde değil.”
                   On dakika kadar bir sessizlik oldu, ne Mahmut ağzını açıp tek kelime etti, ne de benim canım konuşmak istiyordu. Ömrümün sonuna kadar susmak istiyordum o an. Ben hayatta kendimi en çok anlatmak istediğim, kendimi beraber olduğumuz zamanlarda en iyi ifade ettiğim insana madem derdimi anlatamıyor, kendimi ifade edemiyordum, olmaz olsundu böyle şairlik, hani ne oldu yüzlerce şiirler yazdım da, o kadar kitap okudum da ne oldu yani? Hiç! Ortada kocaman bir hiçlik! Başımı kaldırdım, Zehra’nın portesine baktım, baktım, baktım. “Mahmut” dedim, “biliyor musun ben en son kırmızı şarap, Zehra ile birlikte içmiştim. Bir daha hiç içmedim! Onunla özdeşleştirdim. Çok güzel bir geceydi o gece, bütün gece dertleşmiştik. Bir şişe kırmızı şarabı bitirmiştik ve Zehra bana o gece ilk defa “aşkım” demişti. Evet, düşünebiliyor musun Mahmut, Zehra bana “aşkım” demişti, şimdi defol git diyor. Ben nerede yanlış yapıyorum arkadaşım, inan bilmiyorum. Neden ben sevdiğim insanları kaybetmek zorundayım? Neden yani?” Mahmut önünde duran tabaktaki zeytinle oynuyordu çatalıyla. Hiçbir şey söylemiyordu. Sonra zeytinle oynamayı bıraktı, çatalı tabağın kenarına koydu. Kitabı tekrar aldı eline; rastgele bir sayfa açtı ve başladı yüksek sesle okumaya;
    Güzelliğini anlatmak için gönderildim sana ben
    Bulup sendeki bütün cevherleri
    Sendeki bütün güzellikleri çıkartıp ortaya,
    Seni sevmek için gönderildim ben.
    Önce gözlerinin mesire alanı telaşına
    Sonra dilinden dökülen kelamların cümlesine
    Kutsal saydığım sözlerine biat etmeye geldim.
    Sana seni anlatmaya geldim, çok uzaklardan
    Yaşımca koştum,
    Gözlerinin girdabına bıraktım kendimi,
    Ekmeğim, tuzum, biberim
    Yaşamaya sebep, şarkılara nakarat
    Şairlere dert oldun…
    (ne Nâzım’ın Piraye’si
    ne Kafka’nın Milena’sı
    ne Ahmed Arif’in Leylâ’sı
    hiçbiri, hiçbiri yaklaşamaz yanına…)
    seni sana anlatmak için geldim
    güzelliğini göstermek için insanlığa
    kutsamak için gözlerini bir kalemde
    dilinden dökülen kelamlar şiir olsun diye
    ekmeğine katık, sırrına sırdaş
    sana arkadaş, dost, aşkına aşık olmaya
    ömrüne ömür, gönlüne taht kurmaya geldim
    güzelliğin ne demek olduğunu
    seninle göstereceğim bütün dünyaya…
    “Bu şiir de Zehra’ya mı?”
    “Evet, bir akşam telefonda konuşuyoruz, dedi ki; karnım acıktı, ben bir şeyler atıştırmaya gidiyorum, sen de bana şiir yaz, ama çok açım, şiirin içinde de ekmek, tuz, biber gibi şeyler de geçsin dedi. Dedim tamam, oturdum bu şiiri yazdım işte akabinde.”
    “Vay be!” dedi sayfayı çevirdi yine Mahmut, boyuna şiir okuyordu, şiirler mi hoşuna gitmişti, hikayelerini dinlemek mi cezbediyordu, yoksa konuşmaya konu bulamıyorduk da onun için mi bu yolu seçmişti? Bilmiyordum! Bu durum her ne kadar canımı yaksa da, can acılarından besleniyordu şiirlerim en nihayetinde, yapacak bir şey yoktu! Zamanında yazdığımız şiirlerin esiri olmuştuk bu gece, zamanında bu şiirleri yazdığımız kişinin de esiriydik. Özgürlük dediğin neydi ki zaten. Varsın olsundu, ben halimden memnundum. Zehra olmasa da seviyordum onu, olduğu zamanlarda da seviyordum. Şimdi de seviyorum. Yani demem o ki; dün de seviyordum, bugün de seviyorum, yarın da seveceğim.
    Mahmut bir başka şiiri okumaya başladı yine;
    “Gözleriniz diyorum matmazel” dedi, araya girdim, “bu Zehra’ya yazdığım ilk şiir usta”  “Yapma be, dur okuyayım o zaman.” “Ulan, diğer türlü okumayacaksın sanki” dedim. “Sus, sus.. daha cazip geldi niyeyse, çok merak ettim ilk duygularını” “Tamam, hadi oku…”
    Gözleriniz aklımla oyunlar oynuyor
    Gözleriniz her zaman böyle midir?
    Gözleriniz diyorum matmazel,
    Gözleriniz gece yarılarında havai fişek gibidir.
    Gözleriniz diyorum matmazel,
    Gözleriniz yağmurdan sonraki gökkuşağı
    Gözleriniz intihara sebep olabilir
    Yaşamaya da… sevmeye, sevilmeye de
    Gözleriniz diyorum matmazel,
    Her zaman mı böyle yeşildir?
    Gözleriniz hep böyle bir nehre mi benzer?
    Gözlerinizi gördüm göreli matmazel
    Vazgeçtim yaşamaktan
    Gözlerinizin hayali olmasa.
    Gözleriniz diyorum matmazel,
    Gözleriniz sokak çocuklarının yaşama sebebi
    Gözleriniz bir devrimcinin ütopyası gibi
    Gözleriniz uğruna ölüme gidilir matmazel…
    Gözleriniz olmasa, dünya dünya değil…
    “Vay arkadaş ya, usta bir insan bana böyle şiirler yazacak, yani böyle şeyler söyleyecek, yemin ediyorum, ömrümü ömrüne adarım, sabahlara kadar gözünün içine bakarım, uyku falan girmez gözüme” dedi. Ve devam etti sıradaki şiiri okumaya, sıkılmıştım, uykum gelmişti, ama diğer yandan da hoşuma gidiyordu kare kare gözümün önünden geçiyordu yaşadığımız her şey.
    “Usta bak bu da iyiymiş” dedi;
    Ve şayet
    Bir gün olsun
    Tutamadan ellerini ölürsem
    Gittiğim yerin adı cennet olmuş
    Cehennem olmuş, şu kadar umurumda değil
    Sensiz ab-ı hayatı bulsam,
    Bir ağacın dibine döker
    Sonsuza kadar gölgesinde oturur, beklerim…
    Şiir bittiği gibi aldım kitabı elinden, “N’oldu lan?” dedi. “Yok bir şey, yeter bu kadar, sarhoş oldum oğlum, mahvettin beni ya, oğlum bu şiirler benim geçmişim, akşamdan beri kafamı şu dakikanın içinde tutamıyorum senin yüzünden, bir rahat dur, okuma artık, yeter, vallah nefes alamıyorum, yordu beni bu şiirleri dinlemek. Başka zaman devam ederiz, gözünü seveyim, okuma artık.” “Tamam abi, özür dilerim, baştan söyleseydin ya, ne bileyim ben, hoşuma gitti de öyle şey yapayım dedim. Tekrar özür dilerim, bakma kusuruma” dedi. “Yok abi, senlik bir durum yok, kendini kötü hissetme.” dedim. Sonra bi on dakika kadar sustuk, on dakika sonra sessizliği yine ben bozdum. “Hadi uyuyalım artık Mahmut, iyi hissetmiyorum ben kendimi” dedim. “Tamam usta, uyuyalım. Hatta ben müsaadeni isteyeyim, eve gideyim” dedi. “Yok” dedim, “kal burada, bu kafayla nereye gideceksin, gerek yok, sabah beraberce kahvaltı yaparız sonra gidersin.” “E, iyi madem” dedi.
    Bardaklarımızda kalan son yudumlarımızı içtik. Beraber aynı anda sigara paketine uzandık. Birer sigara yakma fikri hasıl olmuştu yatmadan önce. Yaktık sigaralarımızı. Aynı anda dumanı içimize çektik, dumanı aynı anda geri verdik ve aynı anda dedik ki; “İNSANIZ, AFFET!”
    Sustuk!
                     Ankete katılmak için fotoğrafın üzerine tıklayınız

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL