TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 355.317
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 22.687
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 198
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 24.366
Köşe Yazısı
  • Okuma Sayısı: 359

  • Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 20. Bölüm

    20 gün boyunca evden dışarıya adım atmadım. Sol kolum, sırtımla karışık mosmordu. Yüzüm gözüm şiş, kaşım patlak, sol gözümün altı hem şiş hem mordu. Sol elmacık kemiğim yarılmıştı. Darbenin çoğunu..

    Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 20. Bölüm
    20 gün boyunca evden dışarıya adım atmadım. Sol kolum, sırtımla karışık mosmordu. Yüzüm gözüm şiş, kaşım patlak, sol gözümün altı hem şiş hem mordu. Sol elmacık kemiğim yarılmıştı. Darbenin çoğunu soldan almıştım. Başıma ne geldiyse hep soldan geldi diye salakça espriler yapıyordum yattığım yerden.
    Diğer yandan şiirler yazmaya devam ediyordum. Zehra’nın tablosunu ilk defa indirdim duvardan. Yüzüne bakacak yüzüm yoktu çünkü. Tablonun arkasını çevirdim. Öyle astım duvara, tablonun arkasında benim Zehra’ya yazmış olduğum şiir vardı;
    Ve tanrı altı günde yarattı bütün kainatı
    Yedinci gününü sana ayırdı.
    Durdu…
    Düşündü tanrı
    Onca yeşilin bir anlamı olmalıydı
    Ve tanrı gözlerini yarattı…
    ***
    Mektup…
    Merhaba Zehra; Hayatında en büyük nefreti beslediğin adam olmayı başarmış biri olarak nereden ve nasıl başlayacağımı, nasıl ve ne şekilde sana ne anlatacağımı hiç bilmeyerek başlıyorum bunları yazmaya. Ama şöyle bir gerçek var ki; ben hayatı yaşamayı, aşkı yaşamayı bilmiyorum. O kadar hızlı gelişen olayların karşısında saçma sapan tavırlar ve tepkiler çıkıyor benden istemsiz bir şekilde. Bütün reflekslerimi yitirdim sanırım. Hiç olmayacak bir olaya hiç olmayacak tepkiler vermeye başladım. Sinirlenmem gerekirken hiç olmayacak sakinliği korurken, sana karşı hep tam tersi oldum. Yaşamayı bilmiyorum dedim ya, seni de yaşamayı beceremedim, işte tam olarak da bu sebepten dolayı sanırım sana yazmak istedim. Belki de bu yazdıklarımı okumayacaksın, belki şu satıra kadar bile tahammül etmedin, yırttın attın bu kağıt parçalarını. Eğer şu anda tam burasını okuyorsan son defa bi tahammül et bana, sonra yırtıp atarsın bu elinde tuttuğun kağıt tomarlarını. Sonra zaten senin en başından beri beni hayatından çıkarmaya çalıştığın o çıkarılmışlığın tam merkezine gideceğim. Bir daha bir ölü, gerçi sen bu tanımı sevmiyorsun ama, daha elle tutulur bir cümle de icat edilmedi henüz. Yok olmak ölümdür ya, onun için sanırım! Sen de beni öldü say! Gerçi şöyle de bir şey var, sana yemin olsun mart ayından beri zaten ben bir ölüyüm! O kadar net, o kadar acıklı!
    ***
    Sana anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki, hangisinden başlayacağımı hala kestirebilmiş değilim, ne anlatacağım onu da bilmiyorum. O son söylediklerimden sonra, seni nasıl sakinleştirebilirim, evet sanırım bu da mümkün gözükmüyor çok fazla. *** Dilersen senin beni tanıdığın ilk zamanlardaki “ben” ile şimdi senin asıl yüzün buymuş dediğin “beni” kıyaslamaya çalışayım ve sana nedenlerini bir bir anlatayım. *** Evet çok fazla saçmaladım.!. Kabulümdür! 2013 ekim ayında seninle tanıştığımızda, hatta Ö…’nün bana senden ilk bahsettiğinde bana seni gösterdiğinde, senin haberin yoktu tabi bunlardan ben senin için işte bu demiştim! Nedenini bilmiyorum, sanırım 2 yıllık bir ilişkinin ardından düştüğüm o boşluktan kurtulma çabası! Yok yok, bu neden değil, sanırım bile denmez buna! Çünkü o ilişki iki yıl çok bile dayandı, daha önce noktalanması gereken bir ilişkiydi! Neyse konumuz o değil, salla! O kadar berbat bir ilişkiden sonra, seni fotoğraflarda gördüğümde işte bu dememin sebebini de bilmiyorum. Ama şöyle düşünmüştüm yanlış hatırlamıyorsam, çok güzel gözleri var abi, çok da güzel gülüyor, bu kadar güzel gözleri olan ve bu kadar güzel gülen bir insan kesinlikle kötü birisi olamaz! Evet, kesinlikle böyle demiştim kendi kendime! Daha seni tanımıyordum! Daha sen beni tanımıyordun! Belki şu anda keşke hiç tanımasaydım diyorsun bu satırları okurken! Ne diyeyim, onda da sonuna kadar haklısın! Bazen ben bile kendime aynı şeyi söylüyorum! Lanet bir adamım ben! Kahrım çekilmez! Dediğin gibidir belki, hastayımdır! Ki belkisi bile fazla, ziyadesiyle hastayım. Ama şöyle gerçeklerim vardı benim sana dair, benim öyle hemen evlenmek gibi hülyalı düşlerim yoktu! Ve emin ol, seni tanıdığım ilk günden bugüne kadar sana yemin olsun bir tek yalanım olmadı sana. O arada saçmaladığım, hayatımda biri var, yok nişanlanıyorum safsatalarını saymazsak! Onlar da yalan değil, ne olduklarını da bilmiyorum ama, yalan değil! Başka bir adı vardır da şimdi aklıma gelmiyor!
    ***
    Ne güzel başlamıştık aslında biz senle! İlk konuşmaya başladığımız zamanları hatırlıyorum şimdi, ömrüm boyunca hiç kimseyle olamadığım kadar samimi ve sıcak ve bir o kadar da güldüğüm zamanlardı. İyiydik, güzeldik, harikuladeydik! Fazlaydık hatta, fazla iyiydik! Ben bu fazla iyiliğin büyüsüne kaptırdım kendimi. Sen de bu fazla iyiliğin tek düzeliğinden her şeyde yanı başında biten saf aşık tiplemesinden sıkıldın! Bunun başkaca bir izahatı yok! Bunu kabul etmek lazım. Çünkü benim sana saçmalamalara başlamadan önce, sen nedensiz yere, yok yere, boş yere çoğu zaman kalbimi kırdın! Kalp kırmak sadece sözlerle olmuyor! Lafla kalp kırmak başka, bir de hallerle kalp kırmak var! Diyorsun ya bana her fırsatta sen beni alışkanlık yapmışsın, vazgeç artık bu alışkanlıklarından falan fistan! Evet, belki de haklısın, alışkanlıksındır sadece bende! Öyle kabul edelim öyle varsayalım. Ama hep söyledim sana, sen benim son şansımsın Zehra! Senden sonra kimse olmayacak Zehra kelamlarımı, hiç dikkate almadın! Hiç umursamadın, hiç oralı olmadın! Hiç hem de! Bizim sevgili olduğumuzu bile ben görüşmeme kararını aldıktan sonra öğrendim! Biz neydik seninle Zehra! Biz seninle çok güzeldik, gecemiz gündüzümüz beraber geçiyordu! Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu da biz neydik sorusunu her sorduğumda boşver ad koymayalım diyerek geçiştirdin! Ama boşver ad koymayalımdan fazlasıydın sen benim için. Sen bende nasıl bir boşluk doldurduğunun farkında olmadın hiç! Farkına varamadın bir türlü! Tükendim! Çünkü ben içimdeki neyse dışımda da öyle yaşıyordum. Çünkü ben, fazla geliyordum içimden kendime! Önümü alamıyordum! Coşuyordum, koşuyordum, taşıyordum! Sen son şansın kaybedilmesi ne demektir bilir misin? Bir daha hiç olmama ihtimallerini düşünmek ne demek bilir misin? Bilirsin elbet, bu duyguları bir tek ben yaşamıyorumdur herhalde, senin de mutlaka son şansların, büyük ayrılıkların olmuştur! Mutlaka yaşamışsındır benim yaşadıklarımı! Benim geçmişten gelen takıntılarımın sebebiydi, sana yaptıklarımın çoğu! Normalde aslında ilk tanıdığın gibi biriyim! Zannettiğin gibi böyle manyak psikopat değilim! Evet sinirliyim, evet ön yargılıyım, evet karaktersiz bir insanım belki de ben! Ne desen de haklısın, kendimi savunacak bütün kelamlarımı yitirdim ben kendi ellerimle! Bu hoyrat ellerimle! Ben sevmeyi beceremedim, belki de sevilmeyi! Ama o kadar saf duygularım vardı ki sana karşı, yemin olsun, yeminim olsun, kendime güvenmiyordum sana güvendiğim kadar! Böylesi bir değer yüklemesinin altında ezdim seni, başka bir şey değildi aslında yaşadıklarımız, sana yaşattıklarım! Hepsi buydu! Hepi topu buydu! Çünkü sen yapmazdın, sen gitmezdin, sen benimdin! Elim ayağım gibi, gözüm, kaşım, kirpiğim gibi sahiplenmiştim seni. Nefes alışım olmuştun! Sesim soluğum olmuştun! O akşam, hani senin arkadaşlarınla o mekana gittiğin akşam keşke biraz anlayışlı olsaydın da hiç bu kadar saçma sapan durumlara düşmeseydik! Birden bire seviş halinden savaş haline geçtim kendi içimde. Benim savaşım kendimleydi aslında. Senle bir problemim yoktu! Seni kaybetmek istemiyordum, seni kaybetme duygusunun verdiği o tedirginlikle de başladım saldırmaya, başladım vurmaya, kırmaya, dökmeye, sıçmaya, sıvamaya! Bir insanın birden bire bir mayına basıp elini kolunu, ayağını, başını kaybetmesinin ne demek olduğunu bilir misin? İşte öyle bir durumdaydım! Nefesim kesiliyordu kızım, senin gitmiş olabilme ihtimalini bile düşünmekten korkan ben, seni kaybetmiştim! Anlamadın benim neler hissedebileceğimi! Ben çok derin yaşıyorum duygularımı, aşkımı da, sevgimi de, nefretimi de, öfkemi de! Neticeleri de böyle yakıcı ve yıkıcı oluyor işte! Bunları sana kendimi affettirmek için anlatmıyorum, zaten ne yapsam affetmeyeceğini biliyorum! Affetme de zaten! Ben affedilmeyi de hak etmiyorum! Ben sevilmeyi beceremeyen, sefil, kendi yaralarının kanında boğulan, hiç durmadan kabuk bağlayan yaralarını kaşıyan, kaşıyıp kanatan, sonra yine kabuk bağlamasını bekleyen zibidinin önde gideniyim! Şairden iyi koca olmaz iyi sevgili olur demiş adamın biri, başka biri o da olmaz demiş! Benim kaderim sanırım bu! Seninle görüşmeme kararımızın hemen akabinde, elim ayağım taş altında kaldı! Nereye gideceğimi, kime ne diyeceğimi şaşırdım. Emin ol bunları yaşadım. Her yerde seni görüyordum, somut karşılaşmalarımızdan bahsetmiyorum, bildiğin böyle olur olmadık her yerde seninle birlikteydim. Dolmuşta, yolda, kaldırımda, her yerde sanki bütün köşelerden sen çıkacaktın, bütün köşe başlarını seninle beraber dönecektim. Böyle bir ruh halinde olan adamın mantıklı şeyler yapmasını beklememelisin! Yaptıklarımın temizlenmesi için de söylemiyorum bunları! Bir nevi dertleşme diyelim! Bunları yazıyorum yazmasına da sana gönderip görmemekte hala kararsızım. Daha ne kadar yazarım, onu da kestiremiyorum! Konuşuyorum işte kendi kendime yine! Geceleri uyuyamadım, uyudum uykularımın yarısında kan ter içinde fırladım yataktan! Saçma sapan rüyalara düştüm, saçma sapan düşüncelerin içinde kayboldum! Sen zannediyor musun ki ben bu içinde bulunduğum durumdan çok memnundum. Sen zannediyor musun ki benim sana söylediğim o sözler gerçekten içimden geçen şeylerdir! Değil be Zehra, Allah şahidim ki değil! Hiçbir söylediğim, hiçbir hakaretim hem de! Anlamanı beklemiyorum! Sen duyduklarına önem vereceksin, haklısın! Yaptıklarım zarar verdi sana, farkındayım! Her şeyin farkına varıyorum da iş işten geçmiş oluyor!
    ***
    Evet, yazmıştım bunu ama, hiçbir zaman yazıldığından bile haberi olmamıştı Zehra’nın. Hiçbir zaman göndermeye cesaret edemedim. Kaldı öyle! Arada açıp, okurum! Katlarım dörde sonra, çalışma masasının en üst çekmecesine koyarım. Yazıp gönderemediğim diğer mektupların, şiirlerin yanına. Kimseye bahsedemediğim mektupların ve şiirlerin yanına. Ben öldükten sonra bulunup, daha önce yayımlanmamış yazıları ve şiirleri diye hayırsız bir torun bastırır belki, kitap haline getirir. Zehra o zaman görür mü? O kadar yaşar mı? Yaşasın, ne kadar aşk varsa tükenmeyen, öyle tükenmesin ömrü!
    ***
    hep bir şeyler bir yerlerden eksik kalmış gibi sanki yerle yeksan bir şeyler var gibi görmüyor musunuz azalmış gece azalmış bir bilmece taşıyor içimden cevabına aşina bir soru büyütüyorum adına sen “çare” de, ben her neyse…
    ikimize birden fazla bu ihtimaller güzelim, sen geceyi iki eşit parçaya böl ben mutluluğu yakinen bilmem kulak aşinalığı sadece, efkarlıyım ilişme ben her şeyi hayra yorayım kaderine yabancı düşler peşinde dolaş
    demiştim; gitme, şehrin kimliğiyle oynamayalım…
    ve şimdi ben sana ne yapsam her ne yapsam ben şimdi sana bir maden ocağı çöker üstüme göçük altında kalırım göçük altında bırakırsın beni umursamaz bir devlet anarşisiyle
    serde şairlik var, bu işin fıtratında sevmek var
    hadi diyor cebrail, hadi şair gülümse ne yapsam ağlayamıyorum…
    ellerimde bir kalp kalbin içinde sen, senin içinde bir dünya vardı kapına da gelmiştim üstelik her şey tamamdı, ölünebilinirdi ölebilmek namına hava da güzeldi ve bilirsin ben akşam serininde çıkıp dolaşırım çıkıp dolaşırım ve bir bilgeye rastlarım mutlak der ki bilge; ölmek aşkın fıtratında var, üzülme…
    gitmiyorum ölüyorum gülümse…
    gözlerinin rengine ulaşabilmek adına ölmem gerek bilirsin işte, ölünür ve gömülür insan, yeşillikle doğarım yeni güne, gezip dolaşırsın üstümde mutlak,
     sen bilmezsin, kimseler bilmez olsun, ayaklarından başlarım öpmeye…
    her şey biraz acemice
    tanrım, bu olmadı
    inan kendine benim sana inandığım gibi
    tanrım, al beni yanına her şeyi baştan yaratalım, mesela tanrım,
    o da beni sevsin…
    ***
    Mektubu çekmeceye koyarken, başka bir kağıda yazılmış, öylece kalmış bu şiir! Yazıldığını bile unutmuşum, bir an düşündüm hatta ben mi yazdım bu şiiri acaba diye! Bazen hoşuma giden şiirleri böyle temize çekip saklıyordum da bu şiiri benim yazdığım çok aşikardı. Zira “Çâre” Zehra’nın oyuncak ayısının adıydı. Bir kızı olursa da bir gün mutlaka adını “Çâre” koyacaktı. Söz vermiştim ben de kendi kendime, bir kızım olursa bir gün mutlaka adı “Çâre” olacaktı. Beni çaresizlikler ortasında bırakmıştı ama, olsundu. Ne demişti şair; “Bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin…” Öyle işte!

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL