TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 358.274
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 23.759
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 192
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 25.103
Köşe Yazısı
  • Okuma Sayısı: 498

  • Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 21. Bölüm

    Sonra diğer kağıtları başladım kurcalamaya, yine yazılmış çekmeceye saklanmış bir şiir geçti elime, <>-beni bir şehre benzet ne olur ne olmaz ben giderim de şehir kalır buna alışmalısın ne çok..

    Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 21. Bölüm
    Sonra diğer kağıtları başladım kurcalamaya, yine yazılmış çekmeceye saklanmış bir şiir geçti elime,
    <>-beni bir şehre benzet ne olur ne olmaz ben giderim de şehir kalır buna alışmalısın ne çok ellerimiz titriyor göz kırparcasına ne oluyor bilmiyoruz biri bir şey söylesin iyiden iyiye işkilleniyorum hey… ben kimsenin hiçbir şeyi değilim böyle iyi böyle güzel ben herkesin bir şekilde bir şeyiyim ama neyiyim kaybetsen farkına varmayacağın bozuk para misali yahut ne bileyim beş para etmez bir yüzük gibiyim yolda düşürsen dönüp arkanı bakmazsın, öyleyim belki de sen benim için öylesindir kim bilir, lakin ben bir hamam böceğine vermediğim kıymeti sana verdim ne çok şey demektir bu sayfalarca, aylarca, yıllarca belki isa’dan falan da öncedir şimdi tam hatırlamıyorum hafızamı zorlasam mutlaka sana rastlayacağım bileklerimi kessem, nabzımı zor bulacağım belki sen çıkacaksın alyuvarlarımda karşıma ben aklımı yitireceğim, lakin mühim değil ki ben aklımı yolda düşürsem anlamam akıldan yana muaf gibiyim, ama tam değil… sen kimin neyisin kim bilir şimdi böyle iyi midir güzel midir ne bileyim hep kaybediyorum olur olmaz zamanlarda olur olmadık zamanları diziyorum tespihe boyuna çekiyorum, sanki ucunda sen varmışsın gibi sanki gelecekmişsin gibi, sankiler dolanıyor ayaklarıma koşsam koşamıyorum ve yıkılıyor gardım Allah’ım sendendir bu başımıza ne gelmişse, başımla beraber… eyvah ki elimize yüzümüze bulaştırdık elimizde olan ne varsa
    bir bilemedik bilinmezin hangi sokaktan çıktığını, gözlerinle koymuş gibi bulmalısın oysa beni, ve en son bakışlarınla dokunduğun yüzüm şimdi kan ağlar baktığın yerler tarumar mıdır nedir… ah bildiğimiz bir şehir vardır şimdi bana benzer ah ne emeklerle bezemişimdir her taşını nakış nakış işlemişimdir sana olan aşkımı,
     aşkımı, yani bakışımı, aldanışımı her köşe başı sana dönüyor bi bak her sokağa adını verdim bi bak bi boktan anladığın yok ama aşk beni çağırıyor ellerimi unuttuğum yerden geçerken yakalanacaksın, bütün dikkatleri üstümüze çekmeyi başaracağım -bu şiir falan değil ki ben şiire tepki olarak gönderildim dünyaya- seni unutursam yaşamaya başlayacağım gibi ya da ona benzerdir hatırlamıyorum, bütün dikkatleri çektim üstüme zira çok üşüdüm sokaktaydım, odanın penceresinin altında odanın penceresinin altında seni seyrettim odanın ışığı düştükçe üstüne, perdeye yansıyan görüntünü sevdim ben senin… ben en çok kendime zarar veriyorum beni tedavülden yine ben kaldırıyorum uzanayım toprağa boylu boyunca gölgemle örtün bir zahmet üstümü…
    ***
    Şiir miydi bu kestiremedim tam, ama yine Zehra’ya yazılmıştı. Annem girdi o ara odaya elinde çay ile, “çay demledim oğlum” dedi. O an anladım, annem gibi kimse sevmeyecekti beni. Annem gibi çay demleyen bir ikincisi olmayacaktı ömrümde. Korkuyordum anneme bir şey olma ihtimalini düşündükçe. Sıtmalanıyordum. Annem ölürse ben ne yapardım. Hemen dağıtıyordum bu düşünceleri…
    ***
    Bir akşam üstü ortak arkadaşlarımızdan olan bir ablayla birlikte Zehra’ya güzel bir sürpriz hazırlamaya karar vermiştik.
    Zehra ile ne kadar zamandır görüşmüyorduk hatırlamıyordum. O kadar çok olmuştu. Haber de alamıyordum. Zehra ile ortak arkadaşımız olan bu abla dedi ki bir gün; “güzel bir sürpriz hazırlayalım, ben onu evde tutmanın yolunu bulurum. Arayacağım, sana geleceğim diyeceğim, o beni beklerken, sen ne yapmak istiyorsan yaparsın” dedi.
    Başladım çarşıda dükkanları gezmeye, aklımda güzel şeyler vardı, ama aklımdaki güzelliklere uygun aksesuarları bulmam lazımdı. Ev dekorasyon malzemeleri satan dükkanın birinde, bir çift el buldum, dua ediyormuş gibi açılmış ve sanki yalvarışımı temsil ediyordu. Heyecanlandım birden. İçine papatyalar koyulabilirdi. Evet! Güzel olurdu! Aldım bu el heykelciğini çıktım dükkandan. Doğruca çiçekçiye gittim. Bir sürü papatya aldım. Sonra kalpli kutusu olan çikolatalar aldım. Bir kartonun üzerine de Attila İlhan’ın bir şiirini yazdım büyük harflerle;
    kimi sevsem sensin / hayret
    sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
    gözleri maviyken yaprak yeşili
    senin sesinle konuşuyor elbet
    yarım bakışları o kadar tehlikeli
    senin sigaranı senin gibi içiyor
    kimi sevsem sensin / hayret
    senden nedense vazgeçilemiyor
    kimi sevsem sensin / senden ibaret
    hepsini senin adınla çağırıyorum
    arkamdan şımarık gülüşüyorlar
    getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
    hani o sımsıcak iri çekirdekli
    senin gibi vahşi öpüşüyorlar
    kimi sevsem sensin / hayret
    in misin cin misin anlamıyorum
    ***
    Her şey tamamdı. Ortak arkadaşımız olan ablayı aradım. Dedim; “Ben hazırım…” “Tamam” dedi.
    Beş dakika sonra döndü, “Tamam” dedi, “Zehra evde, beni bekliyor, sen git hazırladıklarını bırak kapısının önüne.” Bir heyecan dalgasıdır sardı o an bütün vücudumu. Çabuk adımlarla başladım Zehra’nın evine doğru yürümeye. Elimde dua eden eller, ellerin içinde papatyalar, başka bir kutu içinde çikolatalar ve rulo yapılmış bir kartonun içinde yüksek rakımlı Attila İlhan şiiri. Aşağıdan bastım zile. Otomatiğe bastı, açıldı kapı. Apartmandan içeriye girdim. Üçüncü kata, 10 numaralı kapının önüne bıraktım ellerimdekileri. Çok hızlı olmalıydım, beni görmemeliydi. Aynı hızlılıkla koşar adımlarla indim merdivenlerden, Zehra’nın dairesinin ters istikametinden yürümeye başladım. Camdan falan bakıp da görmemesi için. Ortak arkadaşımız ablayı aradım. Dedim; “Bıraktım malzemeleri…” “Tamam” dedi. O da Zehra’yı aramış, “gelemiyorum ben” demiş, “başka acil bir işim çıktı falan” demiş. Bizimki o esnada kapının önündekileri görmüş, ortak arkadaşımız ablayı bir güzel haşlamış kapatmış telefonu.
    Saatlerce bekledim bir telefon eder, bir mesaj gönderir diye. Hiçbir şey yapmadı. Yaşadığım heyecan da öyle içimde patladı.
    Ne yapacaktım ben bu iç çelişkilerimle bilmiyordum. Vazgeçmem gerekliydi belki de! Zaten vazgeçişin başka türlüsüydü bu yaşadıklarım. Zorunlu vazgeçiş yahut zorunlu tükeniş. Azalıyordum, eksiliyordum, tükeniyordum.
    Her geçen gün, işin içinden çıkılmaz hallerdeydim. Tanımsız kalmıştım. Bilmiyordum halim ne olacaktı. Bir bilen var mıydı bu durumu! Onu da bilmiyordum! Yaşıyordum işte sözüm ona!

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL