TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 358.274
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 23.759
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 192
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 25.103
Köşe Yazısı
  • Okuma Sayısı: 825

  • Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 24. Bölüm

    On beş dakika kadar bir zaman geçmişti ki, ambulans geldi acil kapısının önüne park etti. içeriden annemi acilde karşılayıp, kaydını yapan, bize her anlamda yardımcı olan Erdi geldi. “Kardeşim” dedi,..

    Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 24. Bölüm

    On beş dakika kadar bir zaman geçmişti ki, ambulans geldi acil kapısının önüne park etti. içeriden annemi acilde karşılayıp, kaydını yapan, bize her anlamda yardımcı olan Erdi geldi. “Kardeşim” dedi, “anneni il devlet hastanesi yoğun bakım ünitesine sevk ediyorlar, korkulacak bir şey yok, gönlünü ferah tut, her şey kontrol altında” dedi. Söyledikleri kafamın içinde uğultuyla karışık yankılanıyordu. Yüzü bi bana doğru geliyor bi benden uzaklaşıyordu. Başım da dönmüyordu ama, ne olduğunu anlayamıyordum. Bir kamyon anlamsızlık içindeydim. Tarif etmenin mümkün olmadığı acılar içindeydim. Tam o esnada sedye üzerinde annemi çıkardılar acil kapısından, kapının önünde duran ambulansa bindirdiler. Ellerinde damar yolu açtıklarından mütevellit kan vardı. Başı sağ omzuna düşmüştü. Baş örtüsü de boynuna düşmüştü. Hareketsiz öylece duruyordu. Çıldırmanın eşiğindeydim. Evden beraber çıktığım, koluna girerek yürümesine yardımcı olduğum ve hastaneye kadar muhabbet ederek geldiğim annem. Boğazım düğümlendi. “Ben yola çıkıyorum, orada karşılayacağım” diye fırladım ambulansın yanından birden. Sağdan soldan haber alan akrabalar yalnız gitmeme izin vermiyorlar ama, diğer yandan da kimse benimle gelmeye yanaşmıyordu. Teyze kızlarından bir tanesi daha yeni duştan çıktığını söyledi. Üşüteceğiz, hasta olacağız diye geveleyip duruyordu ağzının içinde, ağzının orta yerine bir tane vurasım geldi o an. Tuttum kendimi. Enerjimi böyle salakça şeylerle harcamamam gerekiyordu. Herkes birbirine bakıyordu. Yalnız gitmemem konusunda ağız birliği yapmışlardı ama, kimin benimle geleceğine bir türlü karar veremiyorlardı. Teyze oğluna baktım. Onda da hareket yoktu. “Uzun yolda araba kullanamıyorum ben” dedi. Herkesin bir bahanesi vardı. Oysa ben araba kullanacak durumdaydım. Kendimdeydim. Dimdik ayaktaydım. Sadece yanımda oturacaktı ve en çok ona yakışırdı benle gelmek, gelmedi. Sonra altmış yaşına merdiven dayamış halam, hasta olduğu halde “Ben seni yalnız yola salmam” deyip tuttu kolumdan, “hadi oğlum” dedi.

    Bindik arabaya çıktık yola. Az gittik uz gittik, aynalardan devamlı surette arkasını gözlüyordum. Seksenden yukarıya çıkmıyordum. Ambulans yetişsin, beni geçsin diye bekliyordum, ama görünmüyordu. Yaklaşık yirmi dakikadır yoldaydım. Bi beş dakika kadar daha gittikten sonra, ambulansın tepe lambalarını gördüm. Sağa çektim, beni geçmesini bekledim. Arkadan çok da yaklaşmadan takip ediyordum. Edirne Devlet Hastanesine evi çok yakın bir arkadaşım vardı, Tanzer, onu aradım. Durumu anlattım. “Hemen geçiyorum hastaneye aga” dedi. Edirne’deki diğer arkadaşlara da haber verdim. Ben Edirne’ye ambulanstan çok sonra ulaşmıştım. Devlet hastanesinin önünde ilk  Tanzer karşıladı beni. Bu hastane yeni yapılmıştı. Daha önce hiç gelmemiştim. Epey de büyüktü. İkinci katta, yoğun bakım ünitesine aldıklarını söyledi, Tanzer. O tarafa yöneldik. Halam, ben, Tanzer ikinci kata çıktık. Yoğun bakım ünitesinin kapısını bir türlü açamıyorduk. Beklemeye başladık. İçeriden görevli mi, hemşire mi, doktor mu olduğunu çok anlayamadığım biri annemin adını soyadını verdikten sonra, birazdan annemle ilgilenecek olan anestezi uzmanının gerekli açıklamayı yapacağını söyleyip gitti. Beklemeyi hayatım boyunca hiç sevmemiştim, böylesi bir beklemeyiyse kaldıramıyordum. Durduğum yerde duramıyordum. Derken içeriden biri çıktı. Annemin adını ve soyadını söyleyip, “Siz yakınları mısınız?” dedi. “Evet, oğluyum ben” dedim. “Maalesef annenizin durumu kritik, şeker 470 civarındaydı buraya geldiğinde, kanda zehirlenmeye sebep olmuş bu durum. Şekeri düşürmeye çalışıyoruz, ama düşmüyor. Ve ciğerler iflas etmiş vaziyette. Annenizin daha önceden teşhisi konmuş bir hastalığı var mıydı?” dedi. “Yoktu” dedim. “Astımdan şüpheleniyoruz, asıl şüphelendiğimizse domuz gribi” dedi. Tetkikler için gerekli parçanın alındığını falan söyledi, bundan sonrası daha önceki duyduklarımda olduğu gibi kafamın içinde derin uğultular ve yankılanmalardan ibaretti. Hiçbir şey duymuyordum. “Allah’tan ümit kesilmez, dualarınızı eksik etmeyin” dedi, “geçmiş olsun” diye de ekleyip, döndü arkasını gitti. Bi halama baktım, bi Tanzer’e baktım. Tanzer koluma girdi o esnada. “Aşağı inelim çay içelim, dostum” dedi. Boş ve anlamsız gözlerle bakıyordum Tanzer’e.

    Edirne Devlet hastanesinin poliklinikler kapısından çıkıp, hemen yakınlarındaki bir banka ruhun bedenin terk etmesi gibi, saldım bedenimi. Yerde bir noktaya o kadar çok boş, o kadar çok salakça bakıyordum ki, ne yapacağım hususunda en ufak fikrim yoktu. Hüseyin abiyi de aramıştım yoldayken, görevde olmasına rağmen, ekip arabasıyla birlikte geldi. Yanında mesai arkadaşıyla birlikte. Edirne’de kim var, kim yok, duyan gelmişti. Çevrem, çembere alınmıştı. Amcam aradı tam o esnada. Babamı Edirne’ye getirmesini söyledim. Buradaki doktorlara bi tedavi ettirmek istediğimi söyledim. Başka bir şey söylemedim. Amcam da üstelemedi.

    Annemin yüzü ve son sözü gitmiyordu gözümün önünden bir türlü. “Nefes alamıyorum, oğlum” dedi en son. “Nefes alamıyorum, nefes alamıyorum, nefes alamıyorum…” nefesim daralıyordu. Nefes alamıyordum. Tanzer girdi koluma. “Hadi çarşıya gidelim” dedi. “Burada beklememizin bir anlamı yok…” “Nasıl giderim ben çarşıya usta, annem yukarıda canıyla uğraşırken, ben ne yapacağım çarşıda” dedim. “Abi” dedi, “burada oturmamızın da bir faydası yok, doktorlar gerekenleri yapacaklar, içeriye almayacaklar. Göremeyeceksin ki anneni” dedi.

    Ya annemi bir daha hiç göremezsem diye bir düşünce kurşun gibi saplandı beynimin en ücra köşelerine. Kan değil, gözyaşıydı akan bütün uzuvlarımdan…

     

    ***

    Oturduğum yerden Tanzer’in zoruyla doğruldum. Hüseyin abi çarşıya çıkmamızı, oraya geleceğini söyledi. “Bir şeyler atıştırırız hem” diye de ekledikten sonra ekip arabasına binip, gitti. Ben halamı  arkadaşının evine gitmeye ikna etmeye çalışıyordum. En nihayetinde ikna ettik. Çarşıya çıkarken halamı bıraktık arkadaşına. Hava soğuktu, halam hastaydı. Dikkat etmesi gerekliydi. Çarşıya doğru giderken, Selimiye Camii’nin heybetine bir kez daha hayranlıkla bakıp, “Saat kaça kadar açık Selimiye?” diye sordum, ziyaret saatinin olmadığını, sabaha kadar açık olduğunu söyledi Tanzer. “İyi” dedim. Saraçlar Caddesi civarında arabayı park ettik. Arabadan indiğim esnada Samet’le Mahmut Can aradı. Nerede olduğumu sordular. “Siz neredesiniz?” diye cevapladım, oldukları yeri söylediler, “tamam ben geliyorum oraya” dedim kapattım telefonu. Ayaklarımı ardımdan sürüklüyordum resmen, adım atmak değildi bu! Hissetmiyordum hiçbir şey.

    Ceren Kitap Kafeye geçtik Tanzer’le birlikte. Mahmut ile Samet oradaydı. Oturduk masanın birine, çay söylediler. Ardı ardına sigara yakıyordum. Biten sigarayı söndürmeden önce yenisini yakıyordum. “Çok sigara içiyorsun” diye söylendi Samet. Hafif başımı kaldırıp bir şey demeden tebessümle baktım yüzüne.

    On dakika sonra Hüseyin abi aradı, nerede olduğumu sordu, Ceren’deyim dedim. Beş dakika sonra Ceren’e geldi. “Yemeğe geçelim” dedi. Aç olmadığımı hastaneye gitmek istediğimi söyledim. Ama ısrarcıydı, “En azından çorba içersin” diye diretince, kalktık Ceren’den. Tanzer, Mahmut, Samet, Hüseyin abi hep beraber Saraçlar Caddesi üzerinde bulunan ev yemekleri yapan bir lokantaya geçtik. “Çorba alayım ben önden” dedim. Ama onun da yarısını içebildim. “Afiyet olsun, ben kapının önünde bi sigara içeceğim” diyerek kalktım masadan. “Olmaz öyle şey, yemek de ye” diye diretti yine Hüseyin abi. “Yok, midem almıyor” dedim. Üstelemedi. Kapının önüne çıktım bir sigara yaktım. Boş masalardan birine oturdum. Garsonlardan bir tanesi, “çay içer misin abi” diye sorunca, “zahmet olmayacaksa” dedim. Beş dakika sonra, geldi çayım. O ara Mahmut abi aradı. Bir şeyler duyduğunu, inanamadığını, nasıl olduğunu uzun uzadıya sordu, anlattım durumu. “Allah yardımcınız olsun kardeşim, dualarımız sizinle” dedikten sonra kapattık telefonu. Daha Edirne’ye geleli birkaç saat olmuştu, kara haberin tez duyulduğu gerçeğini yaşıyordum. Telefonların ardı arkası kesilmiyordu. Duyan arıyordu. Herkes geçmiş olsun dileklerini iletiyor, yapılabilecek bir şey olup olmadığını soruyor, maddi manevi yanımda olduklarını hissettiriyordu. Uzak yakın, ne kadar seviliyormuşum diye düşündürdü bu durum bana. Ankara’dan İzmir’e, İzmir’den İstanbul’a, İstanbul’dan Kocaeli’ne. Duyan hemen herkes aradı. Yaklaşık beş bin kişinin telefonuna cevap verdim sanırım bu süreçte.

     

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL