TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 355.317
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 22.687
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 198
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 24.366
Köşe Yazısı
  • Okuma Sayısı: 815

  • Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 26. Bölüm

    Saat on gibi yoğun bakım ünitesi servisinden hemşire ile görüşme imkanı yakaladım. Şekerinin normal seyrettiğini, tansiyonunun falan normal olduğunu, ama hala solunum cihazına bağlı olduğunu söyledi annemin. “Allah’tan ümit kesilmez”..

    Zehra – Aşkın Peşinde Bir Ömür – 26. Bölüm
    Saat on gibi yoğun bakım ünitesi servisinden hemşire ile görüşme imkanı yakaladım. Şekerinin normal seyrettiğini, tansiyonunun falan normal olduğunu, ama hala solunum cihazına bağlı olduğunu söyledi annemin. “Allah’tan ümit kesilmez” diye de ekledi. “İyi olacak mı acaba?” dedim, “hani nefesi kesildiği için kendisine geldiği zaman herhangi bir fiziksel hasar meydana gelebilir mi?” dedim. “Süreci takip ediyoruz, bilgilendirme yapacaktır doktorlar size” dedi. Başından mı savdı, beni sakinleştirmek için mi böyle konuştu, hiç bilemedim. Gayet iyi niyetli konuşuyordu bu hemşire hanım.
    Serkan abi, özel hastanede babama vermiş oldukları reçeteyi falan inceledikten sonra, kayıt için yönlendirdi bizi. Fakültede de yapılan tetkiklerden sonra, ciğer filmi çekildi. Zatürre başlangıcı teşhisi kondu. Pratisyen hekimdi bunu söyleyen. Annemin durumunu da anlattım doktora. Bu durumda babamı salmasının imkanı olmadığını söyledi. Eğer salarsa, ölümüne davetiye çıkarmış olacağını belirtti. Kafayı yiyecektim, devlet hastanesinde annem yoğun bakım ünitesinde yaşam mücadelesi veriyordu. Fakültede babam için zatürre başlangıcı teşhisi koyuyorlardı ve ölüme davetiye çıkarmaktan bahsediyorlardı. “Ne yapacağız hocam?” dedim. Sabaha kadar müşahede altında kalması gerektiğini, sabah, uzman doktorun karar vereceğini söyledi.
    Fakat babamı bir türlü ikna edemiyorduk. “Ben sabaha kadar burada kalırsam, ölürüm” diyordu. Döndüm doktora, “Hocam” dedim, “ben oğluyum, sabaha kadar burada kalması konusunda babamın bütün sorumluluğunu aldığımı bilmenizi isterim” dedim. “Tamam kardeşim, bizim kontrolümüz altında olması, en iyisi olacak” dedi. Teşekkür ettim, geçmiş olsun dileklerini iletip doktor ayrıldı yanımızdan. Serkan abi benim ne yapacağımı sordu. “Ben arabada sabahlarım abi” dedim. “Olmaz öyle şey” dedi. Fakültenin yedinci katında mutfak olarak kullandıkları, kimsenin kolay beri uğramadığı bir oda olduğunu, orayı bana açabileceğini belirtti. Çok fazla direnecek halim yoktu. Yaklaşık üç gündür uyumuyordum. Derhal kabul ettim. Yedinci kata çıktık beraber. Kendi odasından, benim kalacağım odanın anahtarını aldı. Kapıyı açtı, iki kişilik diyebileceğim büro tarzı bir koltuk vardı içeride. Başka da bir şey yoktu, yatak namına. Büro tarzı koltuk deri kaplamaydı.
    Sabah Serkan abinin dürtüklemesiyle uyandım. Terlemiştim. Deri koltuk pişirmişti beni tabiri caizse. Üç günün sonunda ilk defa birkaç saat uyuyabilmiştim. Serkan abinin odasına geçmiştik beraberce. Eşinin yaptığı keklerden ikram etti, çayla beraber. Doğru düzgün yemek de yediğim yoktu üç gündür. İkram ettiği kekten bir dilim yedikten sonra, çaya sigarayla beraber devam etmeyi düşündüm. “İçebilir miyim?” dedim. “Yangın sensörünün bant ile kapatıldığını gördüm. “Yak be kardeşim” dedi. Çay ve sigarayı içtikten sonra, aşağı acil bölümüne indik. Uzman doktorun gelmesini beklerken, dışarıya yine sigara içmeye çıktım. Tam o esnada teyzem aradı. Teyzeme bir kamyon sitem ettim.. “Eğer sizlerden biri burada hastanede yatıyor olsaydı, annem sabaha kadar göremeyeceğini bildiği halde beklerdi” dedim, “ama siz gelmiyorsunuz, yazıklarolsun” dedim. Kapattım telefonu. Geçtim içeriye, babamın yanına. Uzman doktor geldi. Tetkiklere baktı. “Evde güzelce bakın” deyip, birkaç ilaç yazıp döndü arkasını gitti. “Ne evi lan ev mi kalmış da evde güzelce bakacağız” diyemedim. Dinlemedi. Yazmış olduğu ilacın sadece fakültenin eczanesinde olduğunu öğrendikten sonra, öncelikli olarak gidip ilacı aldım. Sonra kayıt yaptırdığımız yerden, bütün tetkiklerin sonuçlarını istedim. Babamın yanına geçtim. Babam acil serviste yatıyordu hala. “Ne yapacağız?” diye sordu. “Gidiyoruz” dedim.
    Fakülteden çıktık, arabaya bindik. Babam ısrarla karnının çok acıktığından dem vuruyordu. Önce devlet hastanesine gidip tahlil sonuçlarını ve fakültedeki doktorun vermiş olduğu ilaçları doktora göstermek niyetindeydim ben. Bir şekilde ikna ettim babamı. Zaten iki gün öncesinde normal randevu aldığım enfeksiyon hastalıkları uzmanının kapısının önünde beklemeye başladık. Sıra bize geldiğinde babamla beraber ben de girdim içeriye. Annemin durumunu biliyordu doktor. Babamın durumunu da anlattım. Fakültedeki doktorun evde güzelce bakın dediğini söyledim. Ama bizim evde güzelce bakacak durumumuz olmadığını, şu anda bir arkadaşın evinde kaldığımızı ve evin rutubetli olduğunu falan anlattım. Tahlil sonuçlarını inceledikten sonra, “Bir de bizde tahlil yapılsın. Öğleden sonra gelin yatış işlemlerini yapsınlar” dedi. Servis hemşirelerini de konuyla ilgili olarak bilgilendirdi. Saat on ikiydi bütün bunlar olurken.
    ***
    Saat iki gibi Edirne Devlet Hastanesi enfeksiyon hastalıkları polikliniğinin önündeydik. Servise sevk ettiler bizi. Babamın yatışını verdiler. On dakika içinde yatağı falan her şeyi hazırdı. Babamın yanına gittim. Elini tuttum, aynı gün aynı zamanda yoğun bakım ünitesinin görüş günüydü, dedim ki babama, “Ben bi gideyim annemi göreyim, hayırlı haberlerle geleceğim inşallah…”
    Bindim asansöre, yoğun bakım ünitesinin bulunduğu ikinci katın düğmesine bastım. Asansörden indim. Yoğun bakım ünitesinde 14 tane hasta yatmaktaydı. 14 hastanın 14 yakını yoğun bakım ünitesinin kapısının önünde beklemekteydi. Saat 14’te içeriye almaları gerekiyordu, zira görüş 14 ila 15 arasıydı. Yarım saat kadar öylece bekledik. Umutsuzca, çaresizce bekledik. Yarım saat sonra, yoğun bakım ünitesinin kapısı açıldı. Sadece annemin adı ve soyadı söylendi. Yakınları burada mı diye soruldu. “Evet” dedim. Ama yutkunmakta zorlandım o an. “Buyurun” dediler. Geçtim içeriye, yanımda sadece Canan diye bi arkadaş vardı. Beraber geçtik Canan ile iç kısma. İki tane koltuğun bulunduğu camdan bölme bir alana aldılar bizi. “Oturun, lütfen” dediler. Oturduk lütfen. Koltuğun kenarına ilişik gibi oturdum resmen.
    İki tane doktor karşımıza dikildi. Yanımda sadece Canan vardı. Doktorlardan bir tanesi durumu anlatmaya başladı. Annemin gizli şekeri olduğundan başladı. Şekerin son dönemde atağa kalktığını yaklaşık bir buçuk saat şekerini düşürmeye çalıştıklarını, ama başarılı olamadıklarını. Şekerin bir türlü düşmediğini falan anlattı. Ciğerlerin yüzde doksan oranında çalışmadığını ve geldiği günden beri makineye bağlı olarak yaşadığını söyledikten sonra, “Maalesef hastayı kaybettik” dedi. Hastayı kaybettik dediği, benim annemdi. Omuzlarım birden düştü. “Doktor” dedim, “senin hiç vicdanın yok mu lan” dedim. “insana annen öldü denir mi be” dedim. “Babam aşağıda enfeksiyon hastalıkları servisinde, zatürre başlangıcı teşhisiyle yatıyor, aynı semptomlar var, ben ona şimdi ne diyeceğim?” dedim. “Şekeri üç yüzlerin üzerinde seyrediyor, Allah aşkına akıl verin bana” dedim. Her iki doktor da hiçbir şey demeden, başlarını öne eğdiler. “Maalesef” diye bir ses çıktı sadece bir tanesinden. O an Canan’a döndüm, “Canan annen öldü diyor bu vicdansızlar, ne yapacağım ben şimdi?” dedim. Sarıldı Canan boynuma. “Güçlü olmak zorundasın, annen de böyle isterdi” dedi. Oturduğumuz yerden kalktık. Yoğun bakım ünitesinin koridor kısmına çıktık, tam o esnada, hemşirelerden biri seslendi. Beş dakika beklememizi istedi. Birkaç evrak imzalattıktan ve “siz oğluydunuz değil mi?” diye sorduktan sonra, annemin yüzüğüyle küpelerini verdiler elime.
    Ne yapacağımı bilemiyordum. Ne yapılabilirdi ki böylesi bir durumda. Canan’a dönüp zordan bir tebessümle, “Bunlar annemin gelininin artık” dedim, “annem benim evlenmemi çok istiyordu, beceremedik, evlenemedik bir türlü, göremedi maalesef, ama bu emanetler annemin gelinin olacak Canan, sen de şahit ol” dedim. Beraber asansöre bindik. Zemin kata indik. Tam dışarı çıktığımız esnada, aklıma babam geldi. Babamın bu durumdan haberi olmamalıydı. Şekeri üç yüzün üzerindeydi, tansiyonu 20’ye 12 civarında seyrediyordu. Koşarak enfeksiyon hastalıkları servisine girdim. Bankoda oturan hemşire hanımlara yalvarıyordum, “Babamın telefonunu elinden almanız lazım, annemi kaybettim ve bunu babamın şuan öğrenmemesi lazım” diyordum.
     Öncelikli olarak baş sağlığı dileklerini ilettiler hemşire hanımlar, sonra; “Nasıl alalım, ne diyelim?” dediler. “Cihazlara zarar verdiğini falan söyleyin, bir şekilde alın telefonu elinden, lütfen” dedim. Yalvaran gözlerle bakıyordum. Sağ olsunlar beş dakika içinde tansiyonunu ölçme bahanesiyle odaya gidip, ellerinde telefonla geri döndüler. Tam da düşündüğüm gibiydi durum, duyan arıyordu. Kara haber tez duyuluyordu. Babamın telefonu susmuyordu. Ardı arkasına telefon çalıyordu devamlı, dayanamayıp kapattım babamın telefonunu. Kendi telefonuma cevap vermeye bıkmıştım. Bir de babamın telefonuna cevap verecek durumda değildim. Dışarıya çıktık Canan ile birlikte, devlet hastanesinin önünde taksi durağından adamın biri çıktı Canan’a laf attı, “Kızanım nasılsın, ne yapıyorsun” tarzında takılıyordu ki, Canan “arkadaşın annesini kaybettiğimiz haberini aldık, beş dakika önce” dedi. Adamın tepkisi muazzamdı.
    Sabah Yasin okuduğunu, hemen annemin ruhuna armağan edeceğini söyledi. “Sen ne güzel bir insansın be anne, hiç tanımadığımız insanlar bile senin ruhuna Yasinler okuyup bağışlıyor” dedim. Başım önümde yürüyorduk, bilmediğim bir boşluğun içindeydim. Ne yapacağım hususunda hiçbir fikrim yoktu. “Ne yapacağım ben şimdi Canan?” dedim. “Güçlü olacaksın, her zamankinden daha güçlü olacaksın” dedi. “Hiç hesapta yoktu ki böyle bir şey, daha yapılacak çok işimiz vardı bizim” dedim. “Hep öyle olur” dedi Canan. Sonra sustuk. Beş dakika sonra Salihli’deki Hakan hocayı aradım. “Hocam” dedim, “annemi kaybettik…” “Peygamber efendimiz, siz ölümün nasıl bir şey olduğunu bilseydiniz, onu derhal isterdiniz buyuruyorlar, Mevlana, ölüm gününe düğün günü” diyorlar, biz kendi halimize yanalım” dedi Hakan hocam. “Metanetli ol kardeşim, Allah sabır versin” dedi. “Eyvallah hocam” dedim, kapattık telefonları.
    Üç şubat çarşambaydı bütün bunlar olurken. Canan ile market alışverişi yaptıktan sonra, hastaneye geri döndük, aldığımız şeyleri dolaba yerleştirdik, babama da terlik getirmişti Canan evden. Babam terliklere bakınca “bunlar ters” dedi. “Nasıl ters baba?” dedim. “İkisi de sağ baksana” dedi. “İçeride olmaz bir şey, giy işte yalın ayak basma yere” dedim. Sonra dışarıya çıktık Cananla birlikte, teyzemler gelmişlerdi. Ne zaman defnedileceğini soruyorlardı. “Cuma günü, tam da Cuma vaktinde” dedim. Başka da bir şey söylemedim. Asri mezarlığa defnedilecek kararını da aldıktan sonra, arkadaşları aradım, mezarlık işlemleri ile ilgilenmeleri için. Cengizhan abi yakinen takip ediyordu. Mezarlıktan fotoğraflar gönderdi. Nereye defnedileceğini falan tamamen onlar belirlemişlerdi. Hısım, akrabadan fazla, arkadaşlarım seferber olmuşlardı bütün işlemlerle.
    Babamın doktoruyla görüştüm. “Babama annemin vefat haberini ben veremem, sizin vermenizi istiyorum” dedim. Anlayışla karşıladı doktor hanım sağ olsun.
    Tam 24 saat sonra doktor hanım yanında personeli ile birlikte durumu izah edeceği esnada, kapının önünde dinliyordum konuşmaları. Ölümün gerçekliğinden bahsediyordu. Kendisini nasıl hissettiğini soruyordu. Dayanamadım girdim içeriye. Babamın yattığı yatağın kenarına oturdum, tuttum ellerinden. Tam bu esnada doktor hanım; “Maalesef eşinizi kaybettik” dedi. Babam gözlerini bana döndü.
    İkimiz de ağlamaya başladık. “Ne yapacağız oğlum biz şimdi?” dedi. Boğazım düğümlendi hiçbir şey diyemedim. Hemşireler tansiyonuna baktılar, 20’nin üzerindeydi büyük tansiyon. Dil altından, damar yolundan ilaçlar verdiler. Herkes odadan çıktıktan sonra, babam; “Dün terliklerin ters olduğunu görünce, bir terslik olduğunu hissetmiştim ben zaten” dedi. Sustum! Çok büyük sustum! 24 saat boyunca içim kan ağlarken babama oynamıştım. Gülmüştüm. Annemin durumu iyymiş falan dedim. Hem kendimi, hem babamı kandırdım tam 24 saat.
    Çok yorulmuştum. Ayakta zor duruyordum…

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL