Köşe Yazısı Okuma Sayısı: 18

ZIKKIMIN KÖKÜ..

       Hilmi DİNÇER  hdincer@kesanpostasi.com     Bazı yazılarımda da değindiğim gibi; ben fen bilgisi öğretmeniyim ve bilime inanırım. Bu gün değinmek istediğim konu özellikle yandaş medya kanallarında yayınlanan..

ZIKKIMIN KÖKÜ..

       Hilmi DİNÇER

 hdincer@kesanpostasi.com

 

 

Bazı yazılarımda da değindiğim gibi; ben fen bilgisi öğretmeniyim ve bilime inanırım. Bu gün değinmek istediğim konu özellikle yandaş medya kanallarında yayınlanan sağlıklı bitkiler ile ilgili programlar..

Efendim, falan doktor diyor ki; meyan kökü şuna iyi gelirmiş, falan ot şuna iyi gelirmiş v.s. Bildiğim kadarıyla veya anlatılan rivayetlere göre: Lokman hekim topladığı otlardan elde ettiği bir ilâçla ölüme çare bulmuştur ancak; Seyhan Nehri üzerindeki bir köprüden geçerken elindeki  kâğıt reçete bir biçimde elinden uçarak, Seyhan Nehrine düşmüş ve bu nedenle halâ ölümsüzlüğe bir çare bulunamamıştır..

Bu günkü tıbbın dayandığı kaynağın aslını bitkilerin oluşturduğu bir gerçektir ve bazı demeyeceğim, bir çok bitkinin dertlere deva olabileceğini kabul ediyorum..Ediyorum da; günümüzde  kendisine bir ilâcın iyi gelmesi üzerine, bu ilâcı başkalarına önerme gibi yanlışlığın yapan saf kalpli vatandaşımızın davranışı ile bu doktorların yaptığı genellemeler kanaatimce ayni şeydir. Zira; bu dünyada ne kadar insan var ise; o kadar farklı organizma vardır ve her farklı organizmanın farklı talepleri vardır ki; vücudun gereksinimi olan maddeler ancak; yapılan bilimsel tahliller ile saptanabilir.. Kaldı ki; bu doktorların programını çoğunlukla kadınlar izliyor, bu doktorların dediklerini uyguluyor ve gelin görün ki; hastanelere en fazla kadınlar baş vuruyor! Bu bir çelişki değil mi?

Ben farklı bir açıdan bakıyorum bu programlara: Yahu güzel kardeşim, güzel doktorum verdiğiniz reçeteleri uygulayan kadınlarımızın açlıktan bağırsakları kurudu be! Onların midelerini rahatlatmak için papatya mı öneriyorsunuz! Sizler, bu programlara ayırdığınız vakitleri daha dün önerdiğiniz tavuk etinin önemli bir besin kaynağı olduğu söylemlerinizi bu gün yalanlayıp, halkımızı kırmızı et yemeye neden yönlendiriyorsunuz? Cevap gayet basit: Kullanılıyorsunuz ve ekonomimizin gerektirdiği bir biçimde konuları değiştiriyorsunuz. Daha düne kadar tere yağ düşmandı..Kırmızı et, yağlı kuzu eti v.s düşmandı da şimdi ne değişti? Doğal beslenme deyip durdunuz ve yazdığınız kitaplarla ve de kurduğunuz doğal bitki paketleme fabrikalarıyla maşallah malı iyi götürüyorsunuz!

Bu ülke insanları gün boyu yayınlanan mercimek programlarını henüz unutmadı! Bu günlerde kuru fasulyenin fiyatı artınca nohutun faydalarını anlatan programları izlemeye başladık!

Beyler, bırakın bu toplumu aldatmayı.. Bu toplum dengeli beslenmeyi çok iyi bilirdi.. Kuru fasulye- pilav-tarhana çorbası-yoğurt.. Hadi bu gelin bu beslenmeye karşı çıkın!  Bu beslenme ne zaman bozuldu biliyor musunuz? Ülkemize kapitalizmin gelip, her evdeki en az üç ferdinin çalışmak zorunda kalması sonucu evlerde kuru fasulye pişmesi bırakılarak, ayak üstü beslenmenin başlamasından sonra..

Bu dönemden sonradır ki; toplumumuzda obazite baş gösterdi..Siz gelin, kuru fasulye neden pahalı, kırmızı et  neden pahalı, neden Fransa’da şarap içen toplumun uykusuzluk problemi  çekmediğini ve az miktarda kullanıldığında insanı rahatlatan ve sağlıklı yapan ve insanlığın var oluşundan günümüze dek kutsanan şarabın neden pahalı ve hatta neden günah olduğunu anlatın.. Ekenezya kullanmak sonraki iş!

Allah’ınızı severseniz, kadına en fazla şiddet uygulanması konusunda dünyada üst sıralarda yer alan ülkemiz kadınlarına sakinleşmek için ekenezya tavsiye edeceğinize; bunun  temel nedenlerini anlatsanız veya dünyada birinci sırada yer alan, en erken yaşta (on üç yaşında) evlenmek zorunda kalan genç kızlarımızın bu sendromu atlatmaları için bazı bitkileri önereceğinize, bu uygulamanın bir insanlık suçu olduğunu halkımıza anlatmanız doğrultusunda programlar yapmanız daha doğru olmaz mı?

Şu veya bu bitkinin kansere iyi geldiğini anlatacağınıza; Çernobil Nükleer Santralinin patlamasından sonra Trakya ve Batı Karadeniz kıyılarını yıllarca etkisi altına alıp, günümüze dek, kanser olaylarına neden olduğunu, nükleer santrallerin ve özellikle kullanım süresi dolduktan sonra sökülüp ülkemize kurulması düşünülen nükleer santrallerinin halkımız sağlığı için ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatın.

Halâ, şu bitkinin yaprakları, şu bitkinin kökleri kanseri önler diye bu halkı uyutmaya devam edecekseniz, size söyleyecek tek bir sözüm var: Siz zıkkımın kökünü yiyin..Kendinizi ancak temizlersiniz!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL